19 Haziran 2010

Her Telden


Önceki hafta tam da bahçemizde oturma ve de keyif yapma sezonunu açmıştık ki Ankara'da bir yağmur bir yağmur; nasıl emdi toprak o kadar suyu bilmem. Bahçede tohumdan yetiştirdiğim çiçekler bu yağmurlar sonrası iyice boy atıp tomurcuklandılar. Bakalım ne renk açacaklar. Eğreti çardağımızın çıplaklığını kapatan, annemin yapraklarından seçerek yaprak sarması pişirdiği asmamızın altında hem kahvaltı hem de akşam yemeği ve hatta en keyiflisi akşamüstü çayı içmek zorunlu hale gelir oldu. Zira sıcaklar pek bir bastıracak gibi. Ha bu arada 2007 yılındaki susuzluk hatırlanınca yağmurlardan hiç şikayetim olmadığını da bildirerek yanlış anlamalara mahal vermeyeyim.

Kocam Pazar akşamı yola çıktı, yine iş gezisi ve yine uzak. Endonezya! Hem evde yanlız kalmayayım diye hem de kızımla gece gündüz kendim ilgilenip yorgun düşeceğimden destek olmak için canım annem yanımdaydı kocamın olmadığı dört gün boyunca. Üç katlı evin birikmiş işlerinin ucundan da tuttu tabii. Birikmiş çamaşır, temizlik vs. ne varsa tükettik anne kız nöbetleşe. Salonun perdelerini yıkayıp astığımda farkettim aslında ne kadar da kirlenmiş olduğunu. Pazartesi, Salı böyle geçip gitti... Çarşamba babam geldi sarı kuşum (birtanecik yeğenim Yiğitalp) ile. Bu arada annem Yiğitalp'e bakıyor ve benim yanımda kalbilsin diye haftanın ilk iki günü izinli olan annesi Çarşamba günü de babam-dedesi ilgilendi onunla. Kahvaltı sonrası kuzenini görmek isteyen sarı kuş dedesini ikna edip (kendisi  26 aylık) düşürmüş yollara.

Pamuk kızım uyuduğundan önce hemen karşıdaki parkta oynadılar. Sonrasında boyunun bilmem kaç katı olan fırça ile bahçemi güzelce süpüren sarı kuş arada bir de gelip kuzenini kontrol etmeyi unutmadı görüntülü bebek telsizinden. Bu telsiz bizim kurtarıcımız oldu. Ev bahçeli ve de çok katlı olunca , kızımız da üst katta uyuduğundan  o doğduktan hemen sonra Amerika'ya kısa süreli gitmiş olan bir arkadaşımıza sipariş etmiştik. Sağolsun istediğimizi almıştı hem de buradakilerin yarı fiyatına. Şu ana kadar o kadar faydasını gördüm ki, olmasa ne yapardım bilemiyorum. Kuzeni uyanınca yanaklarına öpücük kondurdu tatlı kuşum ve dedesi ile çardak altında kirazları hüpletip uyku saatinde evde olabilmek için gittiler. Fazla uzakta değil evleri. Dedesine şarkı-türkü söylettirip uyumuş yormadan.

Bu arada sabah kızımın kahvaltısı, yeğenimin gelişi falan derken haberlere göz atamayan ben sarı kuşun annesinin telefonuyla bir sarsıldım ki sormayın. Endonezya'da deprem olmuştu ve benim sevgili(koca)m hala oradaydı! Hızla kendime geldim, önce haberi teyit ettim sonra hemen telefon ettim. O da hemen açtı telefonu, iyiydi, deprem uzak bir bölgede olmuştu. İnsanın kafasından nasıl da saniyeler içinde akıp geçiyor olabilecekler hayret.

Akşamüstleri, kızım uyurken bahçede oturduk annemle. Anne-kız kikirdedik biraz :). 

Kızım öyle şanslı ki anneannesinden ve de dedesinden yana...

Perşembe sabahı erkenden Yiğitalp'e bakmak üzere çıkmıştı annem. Ben uyanınca bir daha uyuyamadım ve hala içimde tuhaf bir endişe ile bekledim kocamın dönmesini. Neyse ki sağlıkla kavuştuk.

Kısa süreli bir çay keyfi yaptık üçümüz. Baba-kız kucaklaştılar, koklaştılar, aynı zamanlarda uyudular, dinlendiler. Yolculuğun haddinden fazla uzun olması, orada havanın sıcak ve de nemli oluşu , bir de üstüne durup durup yağan yağmur ki kocam hiç katlanamaz böyle havalara çok yormuştu kendisini. New Orleans'ta kaldığımız 2 yıl boyunca her gün havaya bilimum sayıştıran adam şimdi 4 günde havayla nasıl bir iletişim kurmuştur bilmem.... yok aslında bilirim de orası sansüre tabi.

         Kızımda şeker gibi bir uykuda şimdi. Elimde onu uyuduğu her vakit takibe aldığım görüntülü telsizi, dizimde netbook'um, yanıbaşımdaki sehpada çayım amaaan rüyada mıyım ne, yok böyle bir şey kesinlikle hayal alemindeyim ben. Neden böyle yazdığımı çocukları 1 yaş civarında olan bir de üstüne emziren anneler anlayacaktır. Ya da o dönemlerden geçmiş olanlarınız... Pamuk kızımın 1. yaş partisi bir sonraki Pazar ve ben hem heyecanlıyım hem de ne yapmalıyım diye düşünüp duruyorum. Büyüyor hem de hızla, hiçbir gün bir diğerinin aynısı olmuyor, hemen hergün ufak da olsa farklı birşey yapıyor ve bizi daha da hayata bağlıyor . Bir forumda okumuştum henüz gebeyken; babalardan birisi : " Kızım doğduktan sonra kaldırımın taaa iç kısmından yürümeye başladım. " diye yazmıştı. Çok doğru! Bir zaman yolun kenarında dahi yürüme cesaretini gösterirken anne-baba olunca sadece kendimiz için değil onların geleceği için de yaşıyoruz ve yaşarken de her detaya dikkat ediyoruz. İşte bana yaşama sevinci aşılayan kızım da madalyonun bu yüzünü bir kenara bırakırsak, pek bir bana bağımlı olmaya başladı bu ara. Okuyorum tamam belli yaş dönemlerinde olağan gelişmeler var anne-bebek için ama annenin de yani benim de sabrım sınanıyor yahu... Eskiden gece uyandığında babası onu tekrar uyutabilirdi şimdi kesinlikle beni istiyor. Emiyor emiyor ama birtürlü sonu gelmiyor, bırakmıyor memeyi, öyle uyusa sabaha kadar bana mısın demeyecek. Bunda dişler de etkili galiba. Çünkü hala 10. ayın başında kendilerini göstermiş olan alt ön dişlerimiz dışında dişimiz çıkmadı. Sanırım hepsi artarda çıkmak üzere yoldalar. Gündüzleri de aynı odada bile onunla ilgilenmemi istiyor, bol aktivite, kucaklaşma, emzirme, peşinden koşturmaca.... az uyku ve dinlenme.

Cumartesi... en azından akşam kızımla ve kocamla doyasıya gezip dolaşmak istiyorum zira adliye ve dosyalar- ev işi- kızımın rutin bakımı- bıkkınlık zinciri boğdu beni.

Not: Bir de havuçlu kek yapmışım kii tarifi bir sonraki yazıda. Havuçlu kek sevenleri bu muhteşem tattan uzun süre mahrum bırakmak istemem.

2 yorum:

  1. Cok icten ve guzel anlatmissiniz, keyifle okudum. Sevgiler
    http://www.narcicegirengi.com

    YanıtlaSil

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails