29 Temmuz 2010

Tatilin adı mı geçti buralardan?

      
     
          Üç senedir tatil ama hani şu deniz-kum-dinlence üçlüsü tatil yapamıyoruz biz kocamla. Hep haklı nedenlerimiz vardı. Ama bu sene artık ruhumuzun da sağlığı için mekan değişikliğinde fayda var diye düşünerek sonunda bir karar verip, Eylül'ün ilk günleri için uçak biletlerimizi aldık. Kendimden çok pamuk kızımızın denizi gördüğünde vereceği tepkiyi merak ediyorum. Aslında sırf onun bedensel sağlığı için geç bir tarihi tercih ettik. Hayatımıza renk katalım derken kızımıza rahatsızlık vermeden bunu nasıl yapabiliriz onu düşündük. Temmuz ve Ağustos çok sıcak ve kalabalık dönemler hepimizin bildiği üzere. Bakalım üç kişi çıkacağımız ilk tatilde ne filmler çevireceğiz bunu da hep beraber göreceğiz. 

          Önceki hafta Çarşamba günü Kırşehir'de duruşmam olması nedeniyle yakınlığını da fırsat bilip daha önceki duruşmada yaptığımız gibi kocamın memleketine ailesini ziyarete gittik. Turistik ve de şeker bir İç Anadolu ilçesi... Önce duruşma sonra Kırşehir'de yaşayan halamı ziyaret ve de sonunda kısa bir yolculuk sonrası kızımın babannesi ve dedesine kavuşması. Çok mutlu oldular tabii. Onlar torunlarını görünce biz pabuçlarımızı damdam topluyoruz ya neyse. Ben de kızımın çocuğunu görsem mest olurum herhalde.

           Kocaman müstakil bir ev, babannesi halılarını bile yıkatmış torunu rahat rahat emeklesin, gezsin diye ki bizimki kaçırır mı; uzun bir keşfe çıktı evin içinde. Bahçeyi de ekmişler, kabak, patlıcan, domates, salatalık, biber ve günebakanlar arasında kaybettik kendimizi. Herşeyin doğalı nasıl da tatlı nasıl da tadılası. Bahçeden bulduğum ilk fırsatta fotoğrafını çektiğim birkaç detayı da aralara serpiştirdim. Kızımız da bol bol salatalık kemirdi. Balkonda her daim hazır bekleyen dede radyosundan yükselen müzikte dans etti pek bir isteyerek ve de kıvrak hareketlerle :). Sıcak hava bunalttı ama şişme havuzunda serinledi, rahatladı kuzucuk keyifle.



          

          O hafta Pazar öğleden önce Ankara'daydık. Getirdiğim kabakları ertesi gün pişirdim, tadına doyum olmadı. Bol bol şöyle kocaman dişli sarımsaklar aldım. Tüketmeyi asla ihmal etmediğimiz birşeydir sarımsak. Hele ki patlıcanlar... Salatasını yaptım nefis oldular. Geçtiğimiz Pazar günü misafirimiz olan kocamın yakın arkadaşı ve ailesi ile bahçemizde yaptığımız mangal keyfinde közlendiler birkaçı da...Kalanlarla da imam bayıldı yapacağım kızım fırsat verirse.

          Hala blog arkadaşlarımı ve de yeni keşfettiğim blogları okumaya bir türlü fırsat bulamıyorum. Gelip klavyeye yapışıyor minik parmaklar. Sanırsınız kırk yıllık on parmak yazar bu minik eller. Öyle güzel taklit ediyor ki her seferinde etkileniyorum. Kısacası kitap, gazete, blog yazıları vs. okumaya açım desem daha doğru olur. Kızıma okuduğum masallar ve de resimli kitapları saymıyorum tabii :). Kitap sayfalarını çevirişi ise bir başka alem. Çok büyüdü ve hızla büyümeye devam ediyor. Unutmadan yola çıkmadan önce 1 yaş kontrolümüz  de yapıldı, boy yaşının üst sınırını aşmış, kilo da üst sınırda. Herşey yolundaymış, doktor izinliydi göz kontrolünü yaptıramadık. Kan alınırken gerildi tabii, iki tüp kan alınana kadar ağladı ama neyseki hemşire bir seferde damara girdi de kızımın daha fazla üzülüp canı yanmadı. Babası da ben de yanındaydık. O ağlayan ve de ne olduğunu anlamaz şekilde yardım uman minik gözlere bakmak... dayanmak çok zor oldu...

         Dün Ulus'a vergi dairesine ve ardından da adliyeye gittim. Adliye koridorlarında koştururken bir ara ayaklarımı hissetmiyordum. Ne sıcak bir gündü, eve zor attım kendimi. Kızımı emzirdikten sonra annemin varlığından istifade sızıvermişim koltuğa....

...Durun bakayım, bu yazıya da son verme vakti geldi. Elimdeki görüntülü bebek telsizi gösteriyor ki; Duru uyandı ve hem bana ufak ufak sesleniyor hem de yatağının kenar bölmesinde ne varsa teker  teker yere atıyor. Bana daha fazla iş çıkmadan yol alayım üst kata doğru. Maratona devam!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails