28 Mayıs 2010

İçimden bildiriyorum...

Uyuyor. Bir buçuk saattir dışarıdan gelen tüm gürültüye rağmen... Yaklaşık 2 aydır iki yan tarafımızdaki komşumuzun binadan bağımsız olmak için son çırpınışlarını yaşayan bahçeye çıkılan balkonunun yıkılıp yerine yenisinin, daha heybetli ve hatta devasa  yenisinin yapılması çalışmaları sürüyor. Saati belli olmayan bu çalışmalar daha ne kadar sürer bilmem ama ben hatırlıyorum da bizim evi aldığımızda da tadilat 1.5 ay kadar sürmüştü ama ustaların sabah işe başlama ve akşam işi bırakma saatleri konusunda olabildiğimizce hassas davranmıştık. Yok bunlar sabah 8:00 dedin mi gürültünnaydın diyorlar. Komşumu da seviyorum, pek tatlıdır kendisi, neşeli, esprili... O da bayılmıyordur eminim bu tadilat işinin uzamasına.

Günler akıp gidiyor, hem de birbiri ardına aralarına kopya kağıdı konmuşcasına benzer ve de gittikçe daha da rutin bir biçimde. Son 1 haftadır havanın gel-gitleri de etkili oldu içinde bulunduğum ruh haline. Bir de pamuk kızımın artık evin bilimum köşelerine rahatlıkla ve emekleyerek ama ışık hızıyla ulaşabildiğini düşünürsek...son günlerde buna koltuk vs. kenarlarına yapışıp ayağa kalkmalar da eklenince tam da ona bağımlı yaşar hale geldim. Öyle odaklanmış ki hayata hızla ayak uydurmaya, hiç vazgeçmiyor, saniye durmuyor yerinde. Bulduğum fırsatlarda da işimle ilgili ve günlük yaşamın getirdiği ev düzeni vs. ile ilgili çalışıyorum. Yan komşum geçenlerde sitemini dile getirdi: Yüzünü göremiyorum diye... Bilmiyor ki ben kendi yüzümü görebiliyor muyum? Aynaya şöyle alıcı gözle bakıp, kendime vakit ayırmak  epeydir uzaktı bana.

Geçmiş zaman eki kullanıyorum çünkü kızımın 1. yaşgünü ile bendeki dönüşüm de başlayacak artık.  1 ay sonra 1 yaşını dolduracak olan pamuk kuzum, annesini artık daha bakımlı ve daha renkli görsün istiyorum. Eskiden olduğu gibi. Fazla kilolardan da kurtulmak gerek ki renkler tam da yerini bulsun, yoksa birşeyler yerine oturmuyor, bir eksiklik varmış gibi geliyor bana. Herkesin mutlu olduğu bir hali var, benimki bu değil. Emziriyor olmam, kızımla kendim ilgileniyor olmam, evde fazla vakit geçiriyor olmam yeterince gevşetti beni... Ama özlüyorum, mutlu olduğum bedende yaşamayı. Kastettiğim aslında daha çok matematiksel-fiziksel tarafı, yoksa ben kendini pek bir seven ve kompleksleri neredeyse olmayan bir kadınım. Güzel miyim? Evet mutlu hissettiğim, moralimin iyi olduğu her an, hem de çok güzelim. Çirkin miyim? Hayır. Çünkü hiç fesat, içten pazarlıklı ve zarar veren bir ruha sahip olmadım. Tümevarım: Biraz da kendini beğenmiş miyim ne? Sanki mütevazilikten uzak bir yazı halini almaya başladı bu yazı.

NOT:Bu değişim konusundaki gelişmelerden bahsedeceğim arada bir haberola.

20 Mayıs 2010

Bugün...


Bazen en sıradan şey bile öyle keyif verir ki... Bahçedeki sardunyanın bana ona her bakışımda yaşattığı keyif gibi... Sardunya hemen her pencerede rastlayabileceğimiz türden bir çiçek ama benim en sevdiklerimdendir. İşte keşkül de öyle bir tatlı benim için. Çok kişi denemiştir ya da tatmıştır. Sütlü tatlıları daha bir sevmemden midir ne, bu sabah kahvaltıdan sonra yapıverdim.

Benim sıradan keşkül keyfimin tarifine gelince;

1kg. süt
5 yemek kaşığı buğday nişastası
2 yemek kaşığı hindistan cevizi
1 yumurta (katmadan çırpın)
1 su bardağı şeker
40 gr tuzsuz tereyağı (bu sefer katmadım)
2 minik parça damla sakızı (ezilecek)

Tüm malzemeleri tencereye koyup muhallebi kıvamına gelinceye kadar karıştırıyorsunuz. Dilediğiniz gibi süsleyin. Ben fındık ve tarçın kullandım ve de pek bir keyifle yedim.

NOT:Sıradan keyiflerimin tarifleri devam edecek...

14 Mayıs 2010

Wanted!

.............


Kızımıza mama sandalyesi, oto koltuğu ve hatta oyuncaklarını alırken hatırı sayılır araştırmalar yaptık ve hep memnun kaldık. Birşey hariç: bebek arabası. Dar zamanda çabuk karar verip, o uykusuzluğun haddini aştığı dönemlerde pek araştırmaya fırsat bulamadan alıverdik bir bebek arabası. Hantal olan modellerden biri. Bu nedenle baston pusetlere pek bir alıcı gözle bakar oldum bu sıralar. O kadar çok marka ve model var ki, şaşırdım kaldım. Bloguma yazmayalı takipçilerim oldukça azaldı ama belki aranızda bu yazıma rastgelip de tavsiyede veya önerilerde bulunanlar olur.
Aranıyor:
Hafif, tercihen tam yatabilen, kullanışlı, vs... bir baston puset.

NOT: Bizzat tecrübe etmiş olanlarınızdan ilgi bekliyorum.

08 Mayıs 2010

Yulaflı Kurabiye ...

...............

Bugün olmadı hadi yarın derken aylar girdi araya yine ama ben bloguma yazmak ve onu tekrar canlandırmak konusunda kararlıyım. Kızımın bana bahşettiği fırsatları ancak ve ancak evim ve işlerim için kullanabiliyorum, kendime vakit ayıramıyorum. Bundan şikayet edemem çünkü bu durumu ben seçtim, işimi ve de kızıma bakmayı bir arada yürütmeyi kendim istedim. Pişman değilim ama kendim için birşeyler yapmak ancak uykumdan feragat etmekle mümkün oluyor. O da göz kapaklarının kapanmakta ısrar etmesi üzerine suya düşüyor. Algı da zayıflıyor haliyle :).



Önceki gün denediğim kurabiye tarifini vermekle atıyorum bu seferki adımımı. Yulaf ezmesi eşimin ısrarıyla evimizden eksik olmaz. Paketin dibinde kalan son 100 gr yulaf ezmesi bu hali aldı ve bir kısmı evimizi tatlı tatlı kokutmaya devam ederken, bir kısmı çok sevdiğim komşumun üniversite sınavına hazırlanan kızlarına verildi, strese karşı atıştırmalık olsun diye. Tarifine gelince;

90.gr yulaf ezmesi
150 gr. un
200 gr. şeker
45 gr. fındık içi (irice öğütülmüş)
20 gr. hindistan cevizi rendesi
125 gr. tereyağ
1/2 paket kabartma tozu
isteğe göre damla çikolata

Yulaf ezmesini, unu, şekeri, fındık içini ve hindistan cevizini bir kapta karıştırın. Oda sıcaklığındaki tereyağını unlu karışıma ekleyin ve iyice yoğurun.. Yağlı kağıt serdiğiniz fırın tepsisine hamurdan kaşık yardımıyla küçük parçalar alıp yerleştirin. Fırında 20 dakika pişirip servis yapın.
NOT: Bulduğum fırsatta aceleyle yaptığımdan bardak ve kaşık ölçüsü şeklinde yazamadım. Bir dahaki denememde mutfak tartısında tarttıktan sonra eşleştirip yazmaya çalışacağım. Ben yağ miktarını göz kararı azaltıp, hamur toparlansın diye yine göz kararı süt ekledim. Bu şekilde yoğudum. Bir de fırında biraz daha fazla pişirdim , daha kıtır kıtır sevdiğim için. Kurabiye kavanozunda bekledikçe hoşlaşıyor gibi tadı.


Şimdi kaçıyorum, bahçeli evde yapacak iş bitmiyor, kış boyunca daha önce de ne kadar pişkin huylu olduklarından dem verdiğim güvercin arkadaşlarla başımız beladaydı. Hemen giriş kapımızın yan üstünde konuçlandılar. Pamuk kızımı babasına teslim ettim, temizlik yapacağım anlayacağınız. Haydi bana kolay gelsin!

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails