25 Haziran 2010

Havuçlu Kek ve 1. Yaşın Gelişi






Fotoğrafı daha dumanı üzerindeyken çekmek zorunda kaldığımdan dilediğim sonucu alamadım. Dolayısıyla  fotoğraf bu muhteşem keki yeterince yansıtmıyor diyebilirim. Benim fikrimce hemen hemen tüm kekler bir gün sonra tam da lezzetlerini bulmuş oluyorlar. Uzun zamandır yapmamıştım havuçlu kek. Bu tadına doyulmaz keki eski tarif defterimden buldum. Belli ki yeni evlendiğim sıralarda yani yaklaşık 9 sene önce not etmişim bu tarifi. Birkaç ufak değişiklik yaptım ama tarife ana hatlarıyla sadık kaldım. Havuçlu kek sevenler bu tarifi denedikten sonra daha bir seveceklerdir diye düşünüyorum. Islak kek gibi. Neden daha önce denememişim dedirtti bana.

Malzemeler:

3 yumurta
1.25 su bardağı toz şeker
1 su bardağı sıvıyağ
3 su bardağı rendelenmiş havuç
 iri dövülmüş ceviz (ben 1 su bardağı koydum, siz kendi keyfinize göre miktarını ayarlayın)
1.5 su bardağı un
2 tatlı kaşığı tarçın
1 çay kaşığı karbonat
1 paket kabartma tozu
1 çay kaşığı tuz
1 paket vanilya

Yumurtaları ve şekeri çırpın. Sıvıyağı ekleyin tekrar çırpın.
Kuru malzemelerin hepsini bir başka kapta karıştırın.
Sıvı karışıma kuru karışımı ekledikten sonra fazla olmamak kaydıyla çırpın.
Havuç ve cevizi de ekledikten sonra tahta kaşıkla karıştırın.
Ben kilitli kek kalıbı kullandım. Kürdan deneyini herkes bilir. Benim fırınımda 180 derecede ve 45-50 dakikada pişti.

***************

Zaman akıp giderken kzıımız da 1 yaşını bitirmek üzere. Bize yaşattığı mutluluk tarif edilemez ama yaşgününe çok az kala yaptıklarını yazayım dedim.



* Işık hızıyla emekliyor ve eğer yolunun üzerinde oyuncakları varsa hiç pozisyonunu bozmadan bu engelleri sırayla ellerine alıp yanlara fırlata fırlata yolunda ilerliyor. Öyle komik oluyor ki bunu yaparken.

* Koltuk kenarlarına tutunup hızla ayağa kalkıyor ve yan yan adımlar atarak gideceği yere ulaşıyor. Ama hala kendi başına yani desteksiz ayakta dengede duramıyor ve yürüyemiyor.

* Birşeyler yerken kaşığı kendi eline alıp kaseden yemek alıyor ve ağzına götürüyor. Anlayamadığım hecelerle kaşığı bir kendi ağzına bir de benim ağzıma uzatıyor. Paylaşımcı kızım benim.

* Tüm yeni tatlara açık, yediğimiz her meyvenin tadına bakmak için çok hevesli. Karpuza ve salçasız ama domatesli, bulgurlu ve de tuzsuz :) kabak yemeğine bayılıyor.

* Gidilmemesi gereken bir yere doğru emeklerken seslendiğimizde kikirdeyerek daha bir hızlanıyor hedefe doğru.

* Annii ve bababa şeklinde kelimeler çıkıyor ağzından. Bir de dedede.. Geçtiğimiz haftalardan birinde bir sabah oturduğumuz odadaki babasının fotoğrafına bakıp ellerini uzattı ve gülümsedi. Birkaç gün sonra fotoğrafı gösterip babba dedi. Bir daha söylemedi ama ne zaman baba nerede diye sorsam o fotoğrafa bakıyor ve gülüyor.

* Ayakları çıplakken her ne kadar beceremese de çoraplarını ayağına giymeye çalışıyor.

* Birini uğurladığımızda el sallıyor, bye-bye yapıyor ve kapıyı kapatmama müsade etmiyor. Kapının kenarından tutunuyor ve bırakmak istemiyor. Dışarı çıkacağımız zaman heyecanlanıyor ve kahkaha atarak belli ediyor bu heyecanını ve mutluluğunu.

* Şapka düşmanı, kafasından atıveriyor hemen. Ayakları terlediğinde de ayakkabılarını çıkarıyor.

* En çok sesil-öğretici oyuncağı kurabiye kavanozu ile oynadı bugüne kadar. Oyuncaklara pek de ilgi göstermiyor ama balonlar onu heyecanlandırıyor. Bir de kitaplar...

* Uykuya hala kendi kendimize dalamıyoruz. Ancak emerken... Geceleri de en az iki defa kalkıyoruz ve ne mutlu ki hala son hız emiyoruz.

* Anneanneye ve tabii ki babaya çook düşkünüz. Onlar gelince hemen kollarını uzatıyor ve sarılmak istiyor. Bunu başkasına asla yapmıyor.

* Güleryüzlü ve neşeli bir çocuk benim pamuk kızım. Gözleri hep anlamlı bakan, hareketli ve akıllı. 

Not: Doğumgününden notlar birdahaki yazıda...




19 Haziran 2010

Her Telden


Önceki hafta tam da bahçemizde oturma ve de keyif yapma sezonunu açmıştık ki Ankara'da bir yağmur bir yağmur; nasıl emdi toprak o kadar suyu bilmem. Bahçede tohumdan yetiştirdiğim çiçekler bu yağmurlar sonrası iyice boy atıp tomurcuklandılar. Bakalım ne renk açacaklar. Eğreti çardağımızın çıplaklığını kapatan, annemin yapraklarından seçerek yaprak sarması pişirdiği asmamızın altında hem kahvaltı hem de akşam yemeği ve hatta en keyiflisi akşamüstü çayı içmek zorunlu hale gelir oldu. Zira sıcaklar pek bir bastıracak gibi. Ha bu arada 2007 yılındaki susuzluk hatırlanınca yağmurlardan hiç şikayetim olmadığını da bildirerek yanlış anlamalara mahal vermeyeyim.

Kocam Pazar akşamı yola çıktı, yine iş gezisi ve yine uzak. Endonezya! Hem evde yanlız kalmayayım diye hem de kızımla gece gündüz kendim ilgilenip yorgun düşeceğimden destek olmak için canım annem yanımdaydı kocamın olmadığı dört gün boyunca. Üç katlı evin birikmiş işlerinin ucundan da tuttu tabii. Birikmiş çamaşır, temizlik vs. ne varsa tükettik anne kız nöbetleşe. Salonun perdelerini yıkayıp astığımda farkettim aslında ne kadar da kirlenmiş olduğunu. Pazartesi, Salı böyle geçip gitti... Çarşamba babam geldi sarı kuşum (birtanecik yeğenim Yiğitalp) ile. Bu arada annem Yiğitalp'e bakıyor ve benim yanımda kalbilsin diye haftanın ilk iki günü izinli olan annesi Çarşamba günü de babam-dedesi ilgilendi onunla. Kahvaltı sonrası kuzenini görmek isteyen sarı kuş dedesini ikna edip (kendisi  26 aylık) düşürmüş yollara.

Pamuk kızım uyuduğundan önce hemen karşıdaki parkta oynadılar. Sonrasında boyunun bilmem kaç katı olan fırça ile bahçemi güzelce süpüren sarı kuş arada bir de gelip kuzenini kontrol etmeyi unutmadı görüntülü bebek telsizinden. Bu telsiz bizim kurtarıcımız oldu. Ev bahçeli ve de çok katlı olunca , kızımız da üst katta uyuduğundan  o doğduktan hemen sonra Amerika'ya kısa süreli gitmiş olan bir arkadaşımıza sipariş etmiştik. Sağolsun istediğimizi almıştı hem de buradakilerin yarı fiyatına. Şu ana kadar o kadar faydasını gördüm ki, olmasa ne yapardım bilemiyorum. Kuzeni uyanınca yanaklarına öpücük kondurdu tatlı kuşum ve dedesi ile çardak altında kirazları hüpletip uyku saatinde evde olabilmek için gittiler. Fazla uzakta değil evleri. Dedesine şarkı-türkü söylettirip uyumuş yormadan.

Bu arada sabah kızımın kahvaltısı, yeğenimin gelişi falan derken haberlere göz atamayan ben sarı kuşun annesinin telefonuyla bir sarsıldım ki sormayın. Endonezya'da deprem olmuştu ve benim sevgili(koca)m hala oradaydı! Hızla kendime geldim, önce haberi teyit ettim sonra hemen telefon ettim. O da hemen açtı telefonu, iyiydi, deprem uzak bir bölgede olmuştu. İnsanın kafasından nasıl da saniyeler içinde akıp geçiyor olabilecekler hayret.

Akşamüstleri, kızım uyurken bahçede oturduk annemle. Anne-kız kikirdedik biraz :). 

Kızım öyle şanslı ki anneannesinden ve de dedesinden yana...

Perşembe sabahı erkenden Yiğitalp'e bakmak üzere çıkmıştı annem. Ben uyanınca bir daha uyuyamadım ve hala içimde tuhaf bir endişe ile bekledim kocamın dönmesini. Neyse ki sağlıkla kavuştuk.

Kısa süreli bir çay keyfi yaptık üçümüz. Baba-kız kucaklaştılar, koklaştılar, aynı zamanlarda uyudular, dinlendiler. Yolculuğun haddinden fazla uzun olması, orada havanın sıcak ve de nemli oluşu , bir de üstüne durup durup yağan yağmur ki kocam hiç katlanamaz böyle havalara çok yormuştu kendisini. New Orleans'ta kaldığımız 2 yıl boyunca her gün havaya bilimum sayıştıran adam şimdi 4 günde havayla nasıl bir iletişim kurmuştur bilmem.... yok aslında bilirim de orası sansüre tabi.

         Kızımda şeker gibi bir uykuda şimdi. Elimde onu uyuduğu her vakit takibe aldığım görüntülü telsizi, dizimde netbook'um, yanıbaşımdaki sehpada çayım amaaan rüyada mıyım ne, yok böyle bir şey kesinlikle hayal alemindeyim ben. Neden böyle yazdığımı çocukları 1 yaş civarında olan bir de üstüne emziren anneler anlayacaktır. Ya da o dönemlerden geçmiş olanlarınız... Pamuk kızımın 1. yaş partisi bir sonraki Pazar ve ben hem heyecanlıyım hem de ne yapmalıyım diye düşünüp duruyorum. Büyüyor hem de hızla, hiçbir gün bir diğerinin aynısı olmuyor, hemen hergün ufak da olsa farklı birşey yapıyor ve bizi daha da hayata bağlıyor . Bir forumda okumuştum henüz gebeyken; babalardan birisi : " Kızım doğduktan sonra kaldırımın taaa iç kısmından yürümeye başladım. " diye yazmıştı. Çok doğru! Bir zaman yolun kenarında dahi yürüme cesaretini gösterirken anne-baba olunca sadece kendimiz için değil onların geleceği için de yaşıyoruz ve yaşarken de her detaya dikkat ediyoruz. İşte bana yaşama sevinci aşılayan kızım da madalyonun bu yüzünü bir kenara bırakırsak, pek bir bana bağımlı olmaya başladı bu ara. Okuyorum tamam belli yaş dönemlerinde olağan gelişmeler var anne-bebek için ama annenin de yani benim de sabrım sınanıyor yahu... Eskiden gece uyandığında babası onu tekrar uyutabilirdi şimdi kesinlikle beni istiyor. Emiyor emiyor ama birtürlü sonu gelmiyor, bırakmıyor memeyi, öyle uyusa sabaha kadar bana mısın demeyecek. Bunda dişler de etkili galiba. Çünkü hala 10. ayın başında kendilerini göstermiş olan alt ön dişlerimiz dışında dişimiz çıkmadı. Sanırım hepsi artarda çıkmak üzere yoldalar. Gündüzleri de aynı odada bile onunla ilgilenmemi istiyor, bol aktivite, kucaklaşma, emzirme, peşinden koşturmaca.... az uyku ve dinlenme.

Cumartesi... en azından akşam kızımla ve kocamla doyasıya gezip dolaşmak istiyorum zira adliye ve dosyalar- ev işi- kızımın rutin bakımı- bıkkınlık zinciri boğdu beni.

Not: Bir de havuçlu kek yapmışım kii tarifi bir sonraki yazıda. Havuçlu kek sevenleri bu muhteşem tattan uzun süre mahrum bırakmak istemem.

03 Haziran 2010

Pancar Turşusu: Kırmızı pancarın bizim evdeki hali.





Siz pancarı ne sıklıkla alırsınız? Bizim evimize pek girmez. Geçtiğimiz haftalarda kocam market alışverişi sırasında atıvermiş sepete. Kasada farkedince sordum nasıl tüketeceğimizi kendisine. Sen araştırır yaparsın dedi. Buyurun bakalım. Dolapta nerdeyse 1 haftayı geçkin bekleyen pancarlarla kısıtlı zamanda yaptığım araştırma sonucunda turşu yapmaya karar verdim. Oldukça kolay uygulanabilir bir yapılışı var. Yanlız dışında toprak kalıntıları bulunan pancarları kabuğunu soymadan haşladığımızdan ve bu haşlama suyunu tekrar kullanacağımızdan,  dışını bir fırça yardımıyla çok güzel yıkamak gerekiyor. Bu işin en zevkli kısmına gelince. Ben en çok bu muhteşem renkteki sebzeyi fotoğraflamaktan keyif aldım. Doğanın, doğalın zenginliği ve güzelliği karşısında bir kere daha eğiliyorum.



Malzemeler:

5 pancar(orta büyüklükte)
1 çay bardağı sirke
4-5 diş sarımsak
1 çay kaşığı tuz

Pancarları yukarıda bahsettiğim gibi iyice yıkayıp düdüklü tencereye koydum ve üzerini geçecek kadar su ekledim. Yaklaşık 20 dakika kadar piştiler. Pişince düdüklüden çıkartıp kabuklarını soydum. Bu işlemi yaparken musluğu açık tutup akan suyun altında soymanızı öneririm, çok pratik oluyor.Pancarları dilimledim ve büyük boy, ağzı geniş bir cam kavanoza doldurdum. Haşladığım suyu da üzerine ekledikten sonra, sirkeyi, tuzu ve doğramış olduğum sarımsakları da ilave edip kavanozun kapağını kapattım. Kavanozu buzdolabına kaldırdım. Ertesi günden itibaren tüketilmeye hazır, rengiyle hayran bırakan bir turşumuz oldu.

NOT:Kocam emrivaki aldığı pancarların bu turşu halinden hergün akşam yemeklerinde 1 dilim yiyor, beğendi demek ki...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails