30 Eylül 2010

Son Durum



Fazla söze gerek yok, son durum budur.


25 Eylül 2010

Benden söylemesi...


Burada  kısaca yazmıştım.

New York'ta izlediğim ilk ve tek Broadway müzikali ama çok başarılı, etkileyici ve de oyuncu performanslarıyla hayran bırakan bir müzikal. Müthiş keyif almış, bayıla bayıla izlemiştik. Eğer orjinal kadrosuyla buradalarsa gidecek olanlar çok şanslı.

Fazla söze hiç lüzum yok: Fırsatı ve imkanı olanlara  ''Mutlaka izleyin!'' diyorum.

21 Eylül 2010

Sonbahara Hoşgeldin Partisi.

Posted by Picasa
Bahar insanı olarak ki iki bahar için de geçerli bu, mutluyum. Hoş Eylül'ün gelişini kutlayamadım daha. Nasıl mı kutlayacaktım? Serinliğin iyiden iyiye kendini hissettirdiği bu günlerde, yataktan kalkar kalkmaz en sevdiğim çoraplarımdan birini üşüyen ayaklarıma geçiriverecektim. Kokusu üstünde bir sütlü kahve hazırlayıp özenle sindire sindire içecek, perdelerimi bahçemdeki sonbahar yapraklarını görmek için daha bir merakla ve istekle açacaktım. Yapıyorum yine bunları ama pamuk tenli, mis kokulu, herdaim kıpır kıpır yerinde duramayan ev arkadaşım tarafından uyandırılıp, emzirme faslından sonra salona inerken onun için gerekli eşyaları yükleniyorum her güne başlarken. Çorabımı giymeyi bile unutuyorum çoğu zaman. Ya da elime geçene sarılıyorum.

Anlayacağınız bir başka kutluyorum artık baharın gelişini, üç kişilik ve de farklı bir keyifle. Şikayet eder gibi bir başlangıç oldu sanırım ama ilgisi yok aslında. Kızımız bizim hayatımız artık, her baharı birlikte karşılamanın hazzını yaşayacak olmanın heyecanı herşeyin üstünde. Sağlıkla!

Bu bahar da kuralı bozmadım, kışa hazırlık yaptım. Ama az az...

Bamya, enginar, barbunya ve kızımıza organiğinden domates püresi, bezelye, mürdüm eriği, yeşil fasulye. Hepsi usulünce dondurulup dolaptaki yerini aldı. Sarımsakları en son memleket-aile ziyaretimizde almış, saçlarını bir güzel örüp asmıştım bahçeye bakan penceremize. Ekim ayında bir ziyaret daha var kocamın kuzeninin evlilik töreni için.... o zaman da kayınpederimin arılarının bizim için hazırladığı :) baldan da aldık mı tamamdır.

Bir de annemin her sene hazırlayıp sonra bizlere de sürekli takviye yaptığı domates-biber karışımından bu sefer kendi hanemiz için yine organik pazardan aldıklarımızla hazırladık. Pek çok şekilde kullanılabiliyor bu karışım.

Posted by Picasa
Bayramdan önceki hafta Ankara'nın organik sebze*meyve vs. pazarındaydık. Bu seneki tarhanamız unundan yoğurduna organik ürünerden anneannemizin sihirli elleriyle hazırlandı. Annemin doyulmaz bir el lezzeti vardır, yemeklerinin yanında hazırladıkları da öyledir. Sevgisini, ilgisini ve özenini esirgemez. Sonuç da hiç şaşmaz, hep çok güzel lezzetler çıkar ortaya. İşte kızımın çorbasını bayıla bayıla içtiği tarhanamız da böyle hazırlandı. Tertemiz ve öyle lezzetli ki...

***
Sevgili sonbahar bu yaz seni çook özledik, iyi ki geldin, hoşgeldin!


15 Eylül 2010

Şeytanın kırık bacağı!

Henüz tam olarak yürüyemeyen bir bebekle tatil nasıl yapılırsa tam da öyle bir tatil oldu bizimki. Havayolu ile seyahat etmeyi tercih ettik ve bir kere daha gördük ki bebekle en makul olanı da buymuş. Giderken, ben nasıl etsem acaba, tam havalanırken emzireyim de sorun olmasın diye düşünürken.... pamuk kuzu vaktinden önce emip havalanırken çoktaaan uyumuştu bile. Bunda bir önceki gece geç yatmış olmasının katkısı var tabii. Gelirken ise uykusunu pek güzel almış ve enerjisinin doruğunda olan kuzucuğumuzu oyalamak zor olmadı. Ancak daha uzun bir yolculukta bu oyalama faslı bu kadar kolay atlatılabilir olmasa gerek.

Havaalanından teslim aldık kiraladığımız arabayı ve atıverdik içine kendimizi...Duru da kendisine tahsis edilen oto koltuğuna yerleşiverdi...

Fotoğraflardan da anlaşılacağı gibi tatilin en sefa içindeki şahsı pamuk kız olmakla beraber anne*baba da en azından mekan ve hava değişikliğinin tadını çıkarmaya çalıştı :).



Her günün sabahında kahvaltı keyfi ile açılış yaptık, sonrasında baba*kocam gazete eşliğinde güneşlenme ve deniz sefası yaptı... Aynı vakitlerde anne*kız en sevdiğimiz çay bahçesinde horoz-kaz-ördek-tavuk-cücük eşliğinde zamanı harcadık. Ben bol bol çay içtim, Duru da bol bol etrafındaki kendinden büyük çocuklara ve yukarıda adı geçen hayvanlara seslendi ''Gelin buraya!'' diye :)). Tabii o bunu kendince harflerle ve hecelerle ifade etti.

Gittiğimiz yer bir askeri kamp olunca herşey olabildiğince temiz ve düzenli idi. Kampın bilimum köşelerine yayılmış çoğu deniz manzaralı çay bahçeleri vardı. Hoş ben en çok deniz manzarası olmayanda vakit geçirdim. Hem çayı pek güzeldi hem de kızımın hayvanlar aleminden arkadaşları o bahçenin civarında yaşıyorlardı.Önceki senelerde rastgeldiğim tavşanları göremedik bu sefer. Uçamayanlarla arası iyi olan Duru kuşlara pek bir kızdı havadalar diye. Azarladı onları rastgeldikçe. Yeme-içmenin sadece içme kısmı tatminkar oldu. Yok yok biz gayet güzel yedik içtik de Duru sadece içti desem yeridir. Bunda dişlerin sırayla merhaba deyişleri, sıcak etkili oldu tabii. Ama emzirme konusunda yaşadığım tek sorun az yiyen kızımın çok emmek istemesiydi. Tüm kamp sakinleri annenin memeleri olduğunu biliyorlar artık! :P Tam gaz emdi hanımefendi.

Tatil boyunca yeme isteksizliği dışında hemen hiç sorun çıkarmadı. Çok beyaz oluşu korkuttu beni biraz ama kendisi için aldığımız kremini sürerken hiç olmadığı kadar keyifle kollarını, bacaklarını uzatışı mest etti beni. Arabasına oturmaya gelince her seferinde direnerek şansını denedi ama kuralları yıkmadık ve çoğu zaman her istediğinin her zaman olamayacağını yumuşak bir dille ve başka sözcüklerle anlattık ona. O yine de bıkmadan denedi. Uykusu da sorunsuz oldu. Gün içinde pusetinde uyudu, bazen odamıza gittik, duşumuzu alıp uyuduk ve dinlendik. Akşam da keyifli sohbetler arasında kestirdi pusetinde. Devamını da odamızda getirdi sorunsuz bir şekilde. Oksijen mi fazlaydı orada ne, buraya gelince yine geç yatmaya başladı cadı.

Kumla oynamak en büyük keyfi oldu, vücudumuzdaki ve yüzümüzdeki kumları temizlemek zor oldu ama gün içinde iki-üç defa duş alan kuzucuk kıvırcıklığı daha da bir belirginleşen saçlarıyla giyinip giyinip çıktı ortaya. Ter için aldığım havlu ve penye bezlerin çok faydasını gördüm. Bir de çokça kıyafet almanın zira günde birkaç kere üstünü değiştirmek gerekti.

Bir geceyi şehir merkezindeki büyük amcamı ziyaret, bir diğer günün sabahını da tarihi mekanları gezme ile geçirdik. Bir-iki alışveriş ve çevredeki en yakın şelaleyi de görerek, kampta yiyip içip Duru'yu taltif ederek geçirdik zamanımızı. Sevgilim çıkardı daha çok denizin tadını. Bense aşık olduğum adam, herşeyim pamuk kızım ve onlarla birlikte olmanın tarif edilemez hazzıyla geçirdim günlerimi. Kızıma daha bir hayran oldum ve ona sımsıkı sarıldım çokça.

Kağıt helva arası karadut ve limonlu dondurmanın tadını da unutamadım doğrusu. Gelirken bir kavanoz karadut reçeli getirmemim sebebi de budur.
Sonuç olarak şeytanın bacağını kırıp üç koca yıldan sonra dilediğimizce hem de üç kişilik bir tatil yapmayı başardık.

NOT: Tüm bunların yanında boğazımda ve yüreğimde öyle bir düğüm vardı ki.... anlatamıyorum. 

08 Eylül 2010

Nehir'e veda...



Tatildeyim, hiç tadım yok.
Boğazımda kocaman bir düğüm, nefes alamıyorum.
Her yalnız kaldığımda gözlerimden fışkırıyor yaşlar.
NEHİR, canım yavrum, ışıklar içinde yat!

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails