19 Ekim 2010

Mutfağın fendi... ( Top 5 )



Ben ve sevgili(m) kocam New Orleans'ta yaşadığımız dönemlerde keşfetmiştim blogların varlığını. Ünlü Katrina kasırgasının yaşadığımız şehri vuracağı haberini almış, tıpkı filmlerdeki gibi uzunca bir kasırgadan kaçan araç konvoyunun içinde bulmuştuk kendimizi. Oldukça maceralı olan kasırga sonrası bu ilk günleri atlattıktan sonra kocam yüksek lisansına geçici olarak Indiana* Bloomington'da devam etti. Sakin ve muhteşem bir sonbahar arkasından da çetin bir kış geçirdiğimiz bu kuzey şehrinde bol olan boş vakitlerin bir kısmı  tarafımdan internet başında harcanırken, karşıma çıkıvermişti bloglar. Kasım 2005 gibi bazı blogları düzenli takip etmeye başladım. Ocak ayında tekrar döndüğümüz yaralı  ama hala renkli New Orleans'ta devam ettim. Mart 2006 benim blog günlüğüme başlangıç tarihimdir.

Daha çok kendi iç dünyamdan, günlük hayatımdan ve mutfağımdan paylaşımlarım vardı o zamanlar. Hayat oyunumuzun henüz başrol oyuncusu teşrif etmemişti aramıza. Kızımız gelmeden önceki dönemde bir süre ara vermişliğim de var ama yine buradayım bir süredir. Yalnız artık zamanımın çoğunu işime ve özellikle kızıma ayırdığımdan mutfak paylaşımlarım pek aza indi. İşte tam da bundandır hala bir zamanlar sevilerek ve merak edilerek okunduğunu düşündüğüm blogumda istatistiklerin ilk dördünde yemek veya pasta tariflerinin oluşu.

Beni mimleyen anne müdürü sağolsun yeniden eski günlere götürrdü beni.
Buyurun bunlar da benim blogumun ''En çok okunan 5'' i.

1- Muffin denemesi ... Evet evet ilk denememdi ve yorumlarda da deneyenlerin belirttiği gibi lokum gibi olmuşlardı.

2- Baharatlı marine edilmiş tavuk ... Yemek etkinliğine katıldığım tavuklu tarifim.

3- İmece usulü kıymalı pide ... Kocamla birlikte hazırladığımız nefis pidenin tarifi.

4- Peynirli tart ... Denediğim ve sonucundan çook memnun kaldığım tuzlu tariflerinden biri.

5- Nehir'e veda ... İçimi yaktın canım kızım, ışıklar içinde yat tatlı kuzum benim.

Varlığından büyük mutluluk duyduğum dostum, sırdaşım, aşçılığındaki acemiliği sadece sitesinin adında kalmış olan İpek'ciğim ve canım arkadaşım Nezaket ben de sizinn en çok okunanlarınzı merak ediyorum.

14 Ekim 2010

Yazacak ne çok şey varmış meğer...


 Hala önceki yazımdaki enerjiyle güne uyanıyorum, üzerimden dozer geçmişçesine güneşi batırıyorum. Moralim de motivasyonum da benimleler, yok bir arıza anlayacağınız. Geçtiğimiz hafta kızıl olan saçlarımı açık kumrala dönüştürmek için kuaförüme rotayı çevirmekle başladı bendeki rutini bozma eylemleri :). Öyle kolay bir işlem değil, açıyorlar saçın rengini sonra boyuyorlar. Emziren bir anne olarak azami dikkat göstermeye çalıştım ve kuaförüme açıcı maddeyi derime sürmeden işlemi yapması için rica ettim. O da beni kırmadı ve özenle yaptı işini. Ancak boyama kısmına gelince mecburen boyayı diplere de sürdü çünkü saçlarım genetik kodlamamdan kaynaklı beyazlarla dolu. Öyle idare edilir sayıda değiller ve kalın telli, dalgalı saçlarım boyatmayınca pek bir bakımsız hal alıyorlar. Mümkün olan en uzun aralıklarla yaptırdığım boyamalar emzirmem dolayısıyla içimi sızlatıyor ama artık bu bakımsız görüntü beni mutsuz ediyordu. Depresif ruh halimi ona yansıtmamak ne mümkün...
Neyse aynadaki halimden memnunum şimdi. Fazla kilolarımı kışkışlamaya da başladım. Ama yavaş yavaş terketsinler beni. Eğer şok diyetler uygularsam ki hiç bana göre değil ve sağlıksızlar, ışık hızıyla üşüşüverirler başıma yine.

Epey zaman olmuş Duru kuşumdan bahsetmeyeli. Anne müdürü yorumunda Duru'dan haberler beklediğini yazınca uyandım ve işte yazıyorum:

  • 16. ayın içinde ve hızla büyüyor. Her gün yeni bir halini görüyor ve mümkün olduğunca bu durumun keyfini çıkarıyorum.
  • Bir önceki hafta su çiçeği aşısını da oldu. Hastane kapısından girer girmez dudağını sarkıttı ve yüzünü astı. Doktorunu pek severdi, bu sefer hiç hazzetmedi kendisinden ve her zaman çok takdir ettiğim nazik ve sabırlı muayene şeklinden.
  • Eylül başından beri desteksiz yürümeye başladı. Şimdilerde paytak paytak koşmakla meşgul.
  • Oyuncaklar da neymiş, bizim kuzucuğun derdi ıslak mendil poşetlerini açıp teker teker boşaltmak. Mendillerle kendi vücudu başta olmak üzere, sehpa, koltuk vs siliyor.
  • Çok esprili, göbeğini ve burnunu sorulduğunda rahatlıkla gösteriyor ancak kendi keyfi gelirse. Yoksa siz istediğiniz kadar sorun, başını yana çevirip muzip muzip gülüyor veya homurdanıyor.
  • Telefonu kulağına götürüp konuşmaya ki ne konuştuğunu anlayan varsa beri gelsin, bayılıyor. Zarar verir endişesiyle kapatmışsak telefonu çok kızıyor ve atıyor hışımla.
  • Yemesi yeniden düzene girdi gibi, boy-kilo bakımından yaşıtlarının önünde gitmesine rağmen birşey yemediğinde geriliyor insan. Ancak üstüne fazla düşmeyerek atlattım.
  • Meyve konusunda tam bir canavar. Kavun, karpuz, kivi, elma, armut ve özellikle üzüm... bayılıyor meyveye. Kimin elinde görürse meyve tabağını, sevinç nidalarıyla oraya yöneliyor. Meeer (r harfi varla yok arasında) diyor. Ver!
  • Koltuklara tırmanmaya ve evet en sonunda çıkmaya başladı ki dün arkamı döner dönmez koltuğa çıkmış neredeyse havada uçuş yapmak üzereyken yakaladım onu. Henüz güvenli inişi her seferinde başaramıyor.
  • Sesli çalışan her alete öyle sayıştırıyor ki, neler anlattığını çok merak ediyorum doğrusu. 
  • Kıvırcık saçları kendim de oldukça dalgalı saçlara sahip olmama rağmen büyülüyor beni. İnsan kendi çocuğuna nasıl bir gözle bakıyorsa artık, pek bir etkileniyor onun hallerinden ve görünüşünden. Kuzguna yavrusu anka görünürmüş hesabı işte. 

  • Fotoğrafını çekmek ve videoya almak uzun zamandır mesele oldu. Çünkü makineyi görür görmez heyecanla üzerime yürüyor almak için veya elleini kaldırıyor ki almak için fotoğrafını çekemeyeyim :). Aldığında da açıp açıp kapatıyor, makinenin mefta olması yakındır.
  • Bulaşık makinesini açmamla yanımda alıyor soluğu. Tabakları yerinden çıkarıp bana uzatıyor dolaba yerleştirmem için. Bizim evde imece var şekerler ya sizde? : P Bu hafta zaiyat var epeyce: 1 kupa, 1 kavanoz, 1 tabak. Kendileri için tehlike yaratmakta çok ustalar, azami dikkat gerekiyor zarar görmemeleri için.
  • Çekmeceler hergün defalarca onun tarafından boşaltılıp benim tarafımdan yerleştiriliyor.
  • Uyku düzenimiz değişiyor gibi. Zaten geç yatıyordu ama geç kalkmaya da başladı ve böylece öğleden önce uykularımız yerini tek öğleden sonra uykularına bırakacak gibi görünüyor. Böylelikle akşam da daha erken uyuyacak sanırım. Bu ara 10:30 da uykuya dalıyor. Evet hala memede uyuyor ve gece emmek için birkaç defa uyanıyor.
  • Tam bir dışarı kuşu olmuştu ki hava soğudu. Ne yaparız bundan sonra bilmem. Hemen evin yanındaki parka kısa turlar yapmaktan başka çare yok.
 Ne çok şey varmış yazacak meğer. Daha devam edip sıkmayayım, ara ara yazarım artık. Son birşey var anlatacağım ki oldukça canımı sıktı geçtiğimiz hafta sonunda.
Pazar günü Ankara Barosu seçimleri dolayısıyla zaten dışarı çıkacaktım. Kocamla Cumartesi akşamı konuşup sabah birtakım ihtiyaçlarımızı almak için alışveriş merkezine uğrayıp sonra oyumu kullanmam için fakülteye gidecektik. Pazar sabahı erken çıktık evden ki alışveriş merkezi kalabalıklaşmadan işimizi bitirelim. Malum havalar soğudu ve kış mevsiminde doktorumuzun tavsiyesi üzerine,  hastalık mikroplarının en yoğun olduğu yerlerden biri olan bu merkezlere pek gitmiyoruz biz . Pazar sabahı bizi AVM'ye bırakan kocam organik pazara gitti sebze-meyve almaya. Duru ile ben de alacaklarımızı aldık. Bu arada kuzucuğa ilgi çok, o da bize yapmadığı şekerlikleri yabancılara yapıyor. Derken genç bir kadın eliyle Duru'yu çenesinden seviyor. Eli kuzunun ağzına değdi değecek. Bir oldu, iki oldu yok dayanamadım. Elimizle yüzüne dokunmuyoruz lütfen dedim.

Nereden dedim, kadın sazı aldı eline. Yok efendim yanlış yapıyormuşum, çocuğumun bağışıklığı gelişmezmiş, çabucak hastalanırmış. Tüm bunları ben de biliyordum ve zaten bu sebepten gerekenden fazla hijyen uygulamıyordum kızımın yaşamında. Ama iş bir yabancının eliyle mıncıklanmaya gelince dur bakalım orada! Kadın söyledi söyledi, hiç sonu gelmeyecek sandım.
Ben tek bir soru sordum ona ve haklısınız deyip uzaklaştı yanımızdan. ''Sizin tuvaletten çıkınca ellerinizi yıkadığınızdan nasıl emin olabilirim?''
Nedir bu dokunarak sevme merakı anlamadım gitti. Kendi yeğenini bile 1 yaşından sonra öpmeye başlamış biri olarak anlayamıyorum bu uygunsuz tavrı.

Ha ikinci bir sinir harbi de bir mağazanın içinde yaşadım. Bir genç adam cep telefonunu bize doğru kaldırıp, Duru'nun fotoğrafını çekip çekemeyeceğini sordu kocama. Tabii ki cevabımız olumsuzdu. Belki tamamen iyiniyetle, kızımızı çok tatlı bulduğu içindi bu isteği ama ben çok katıyım bu konuda.

Nedir bu  ne yaptığının farkında olmama durumu yahu? Bu kadar mı yitirdik farkındalık erdemini biz?



05 Ekim 2010

Hoooop!


Günlerdir aradığım motivasyon, bu sabah aynaya baktığımda ne olduğunu anlayamadan hoooop diye atladı üstüme ve beynimdeki yerini aldı. Tuhaf bir ''Artık vakti geldi!'' kararlılığıyla uyandım. Tek bir şey değil tabi vakti gelen, liste kabarık ama bu kararlılık beni götürür sonuca, kendimi tanırım. Oh be sırtımda kocaman bir öküzü taşıyormuşum da haberim yokmuş, öküz öldü benim aslında tam da adını koyamadığım ama pekçok şeyi ertelememe sebep olan bu tembel ruh halimle ortaklığım da bozuldu.

Vay be dünyayı kucaklayasım var!


LinkWithin

Related Posts with Thumbnails