19 Ocak 2011

Rötarlı yazı!

  • 2011'in ilk gününden bu yana hastayım. Şunun şurasında iki gündür boğazımda hükümdarlığını ilan etmiş olan gıcık öksürükten de kurtuluyor gibiyim. Nasıl bir virüs ise artık, yapıştırdı resmen. Ha lafın gelişi yapıştırdı diyorum çünkü yatarak dinlenme fırsatım olmadı. Arkasından Duru kuzusu, sonra da kocam hastalandı. Kızım iki günde atlattı şükürler olsun ama kocam her zamanki gibi pek nazlıydı. Şu naz hanım bana neden uğramaz hiç ya da neden benim de naz etme-eyleme becerim yok. Hamileliğimde de uğramadıydı ya zaten :). 
  • Bir de şu kocamın yurtdışı görevi nedeniyle gideceğimiz ülkenin belli olmayışı. Hoş beklentilerimizi en alt düzeyde tutmaya çalışıyoruz. Yok öyle sırtımızı dayayabileceğimiz kodaman aman yanlışlık oldu :P kocaman bir duvar. En kötüsü olacak olsa bile belirsizlik öldürüyor insanı. 
  • Adı gibi Duru kızım son 1 aydır pek birşey yememiş olsa da (neyse ki emiyor), büyüyor. Mandalina, muz ve tatlı şeyler dışında demek daha doğru olur. Geçen hafta babası işten gelip o da kapıda karşıladığında babasının nasılsın sorusuna tam ve net olarak iyiyim diyerek anne babasını ağızları açık bırakan bir şeker o. Tesadüf mü diye ara ara sorulup birkaç kez daha aynı cevap alınınca tarafımızdan bunun bir tesadüf olmadığı da anlaşılmıştır. Arada "yemem, vemem, tamam, Du-yr-u gibi kelimeler de havada uçuşuyor.
  • Bir evin nasıl dağıtılabileceğine defalarca tanık olmaktayım şu sıralar. Ve de bir sandalyenin, çoğunlukla da tekli koltuğun üzerinde ayağa kalkıp bilimum akrobatik hareketlerin günde bıkmadan bilme kaç kere yapılabildiğine. Merdiven keçisi tırmanmaya ara verdi son günlerde. Akşam olunca tuş vaziyette kalakalıyorum, içinde hiç bitmeyen bir enerji topuyla yaşayan bir kızım var. Yok yok şikayet etmeyeyim, bir köşede biblo gibi oturan bir çocuk beni kesinlikle mutlu etmezdi.
  • Kuzenini görünce kıkırdamaya başlıyor. Sarılmalar, sokulmalar, dürtmeler, öpmeler geliyor arkasından. Bir de halasının sarı kuşu-kuzen kıskançlık krizlerini  atlatabilse.
  • Son zamanlarda kızımla hiç fotoğraf çektirmediğimi farkettim, içim tuhaf oldu, canım acıdı sanki. Hep babasıyla çekmişim, hem de istekle, bayıla bayıla ama kıskandım sonra bakınca :D.
  • İşte bu kocaman belirsizlik ve de hastalık elimi kolumu bağladı, yazamadım 1 aydır. Hoş blogda hiçbirşeyin eskisi gibi olmadığını farkettim bu arada. Yorum bırakılması kaygım hiç olmadı da bu güne kadar, yine de nerelerdesin sorusunun muhatabı olmayı beklemişim herhalde ki merak edilmemiş olmak zaten hassas olan ruhumu birazcık etkiledi gibi. Bir dönem verdiğim uzun aranın götürdüklerinden biri de bu olsa gerek.  Neyse paylaşmaya devam.
  • Kızımın kaç aylıktan beri pek hoşlandığı oyuncağı, mutfağımın kıymetlilerinden salata kurutucusu tam da karşımda bana bakıyor şu anda, hem de salonun ortasında.
  • Yarın antipatik duygular beslediğim icra dairelerinde işlerim var. Kendimi şimdiden telkin etmeye başlayayım bari. İcra müdürlükleri adliyenin en güzel mekanlarıdır diye hemen şimdi kendi kendime söylemeye başladım bile. 
  • Kedilere gelince, ben onları biblolarda, kupalarda, çoraplarda falan seviyormuşum meğer. Bir de pencerenin diğer tarafında kızıma arkadaşlık yaptıklarında... Kötü müyüm ben, yoksa katı mı?

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails