11 Nisan 2012

Mavi bir gün


Geçtiğimiz günlerde Riyad'dan gelen, eşimin iş arakadaşı ve ailesi ile tekne turu yaptık. Onlar da Kızıldeniz'in sularında serinleyip, ferahladılar. Ben ve Duru kızım teknedeydik onlar yüzerken. O gün herzamankinden daha çok esiyordu rüzgar. Sonraki iki gün bana esaslı bir başağrısını miras bıraktı esip giderken. Ailecek kelime anlamının hakkını verir "beyaz"lıkta olan tenlerimiz yanmasın diye 50 faktörlü koruyucuyu yanımızdan eksik etmedik tabii. Duru gezinin başlarında şaşkın, sonrasında ise pek bir coşkuluydu. Yerinde durmaz olmuştu ki hava kararmadan sonlandırdık turumuzu. Onlar otellerine biz eve dönüp dinlendik. Duru kuşu dinlenecek kadar uykuyu da sığdırdı bu evdeki molaya. Akşam yemeğini daha önceki bir yazımda belirttiğim küçük koydaki cafe-restoranlardan birinde yedik. Aslında ikisinde demek daha uygun olur. Arasında sınır olmayan Lübnan ve hemen yanındaki İtalyan restoranlarının masalarını birleştirip, her ikisinden de karışık yiyecekler istedik. Doğu -batı tatları bir aradaydı. Geçtiğimiz ay tadilat geçiren bu güzel mekan daha bir hoşlaşmıştı, gece de ışıklı ve oldukça kısa :) bir kordonboyu havasındaydı. Duru, sebzeli pizzadan tırtıkladı ama brokoli çorbasının tadına bile bakmadı. Tuzunun ayarı kaçmış olmasına rağmen oldukça başarılı bir brokoli çorbasıydı. Keyifli günlerden biriydi. Cidde'nin havası (hem gerçek anlamında hem de çevre ve gidilen yerler, yapılanlar anlamında) arkadaşlara iyi geldi. Bir de yol o kadar uzun olmasaymış...


Kır pidesi, annemin ve benim yıllar öncesinden misafirlerimize yaptığımız mayalı tariflerden biriydi. Tekne gezisi sırasında deniz keyfi sonrası, işte bu zeytinli ve peynirli yaptığım kır pideleri ve kakaolu- fındıklı muffinler çay eşliğinde yendi.


09 Nisan 2012

Biz bu hafta ne yaptık? - 2



Hiç yerinde duramayan , poposunu bir saniye bir yere koyamayan pamuk kızımın sakin sakin oturarak yaptığı nadir işlerden birisi yemek, diğeri de masa başı faaliyetleri.  Hoş birkaç gündür sıcak, sulu vs. yemek yememekte direniyor. Varsa yoksa meyve ve kahvaltı. Boyalara, parmak boyasına, özellikle de sulu boyaya bayılır. Su varsa işin içinde dirseklerine kadar içine batması gerekiyor Duru kuşunun :). O kaptan alır buna boşaltır, bebeğini yıkar, olmadı kağıtları ıslatıp yapıştırarark sanatsal faaliyetlerini devam ettirir. Bak su deyince ben de konuyu saptırdım.

Gelelim bu haftanın başrolündeki çalışmamıza. Bir akşam çıktığımızda aldım yukarıdaki şekilli baskıları olan ruloları. Bir pakette değişik şekillerden oluşan 5 tane rulo vardı. Kelebekler, çiçekler, kalpler, vs... Bizler papatesle baskı yapardık çocukluğumuzda o aklıma geldi. Şimdi herşey ne kadar da renkli, çekici ve ne kadar da kolay ulaşılabilir değil mi? O zamanlar çok kıymetli saydığımız şeylerin şimdiki nesiller için hiç kıymeti yok gibi.Yok yok bu sefer konuyu saptırmayacağım :). Rulolar ile birlikte, onları rahat boyayabileceğimiz daha doğrusu verim alabileceğimiz boyalardan da aldık. Bir de Duru'nun aynı zamanda yapboz canavarı olması nedeniyle, çok parçalı daha kompleks bir yapboz aldık.

Ruloları çıkardım, boyayı hazırladım. Hazırladım diyorum çünkü o kocaman tüpü bir oturuşta harcayabilecek potansiyele sahip bir pamuk kızın annesiyim ve artık önlemlerimi alıp oturuyorum masa başına. Parmak boyasında da aynı taktiği uyguluyorum. Eski bir tabağa boyalardan azar azar koydum. Büyük boy fırçamızı aldık elimize ve başladık çiçekleri boyamaya. Duru her zamanki gibi sabırsızlanıp, boyaya daldırdığı fırça ile kağıdı buluşturdu önce. Sonra o da sadede gelip boyadı çiçek ve kelebeklerini. Kağıt üzerinde ruloyu gezdirip de şekillerin kağıda çıktığını görünce o büyüleyen gülücükleri uçuştu etrafta. Zamanla daha sabırla ve düzgün yapacağını düşünüyorum. Şimdilik yukardaki çiçeklerle idare ediverin .

NOT: Boyama işlemimiz bitip de Duru oyuncaklarına dönünce, ruloları yıkadım. Boyalar kolaylıkla çıktığı gibi rulolarda da bozulma olmadı. Kullanmadan önceki hallerine kavuştular.


04 Nisan 2012

Başlığa gerek yok...




* Arasında karbon kağıdının unutulduğu günler yaşıyorum.

* Çoraplarımın topukları nedense döner benim. Özlüyorum. Burada ayaklar hep yalın. Ve sebep, hep o bıktırıcı sıcak...

* Kitaba hasretlik olur mu? Henüz okumadığım kitapları düşlüyorum...

* Kaç sardunyam vardı hatırlayamıyorum. Arkadaşlıklarını ise unutamıyorum...

* Ankara'nın kara simidini özledim. Yanında çay, eh hadi biraz da beyaz  peynir olsun. Bir de yediğim simidin susamları dişlerimde kalsın  istiyorum... 

* Annem kek yaptığında kapta kalan hamur kalıntısını, çiğ yumurtanın başımıza getirebileceklerini düşünmeden parmak parmak yaladığımız organik çocukluk günlerimizi özlüyorum...

* Alnımın bir köşesindeki minik ben aynı eda ile gitmiş kızımın alnının köşesine konuçlanmış ya, bundan egoist bir haz duyuyorum...
 
* Bir konuda yazmak istiyorum, hem de çok. Engel oldukları için haklı nedenlerime veryansın ediyorum.

* Bazı günler, hani şu yıllanmış eller gibi yorgun hissediyorum...

* Üzerimde nasıl başedeceğimi bilemediğim bir suskunluk, bir ağırlık var...

* Gerçekleşemiyorum bu şehirde ben.


LinkWithin

Related Posts with Thumbnails