29 Aralık 2009

Heves...


Yazmaya başladım tekrar. Bir nevi kesin dönüş denemesi olacak bu yazı ancak sonrasında gelecek yazıların yazılması için duyacağım istek ve kararlılık gösterecek devam edip edemeyeceğimi. Kısacası büyük bir blog-günlüğüme dönüş isteği var bende şu aralar. Ve de uzun zamandır takip edemediğim blog arkadaşlarımı okumak isteği.

Dupduru bi hayatın içinde kaybolmuştum. Hem muhteşem bir yanı var bu hayatın hem de depresif bir yan kişiliği. Bebeğimle ki artık 6 aylık oldu, bizzat kendim ilgilenmenin müthiş hazzını yaşarken eskisine göre oldukça kısıtlı bir sosyal hayat yaşamanın getirdiği sıkıntılar var içimde. Buna bir de şimdilerde yaşanan H1N1 endişesi eklenince kapalı mekan kuşları gibiyiz). Sadece işim (adliye vs...) ve aile ziyaretleri.

Onun bir hareketi, bakışı utandırıveriyor sizi böylesi (kötümser)düşünmekten ve her gün yeniden, tazelenerek başlıyorsunuz güne.

Şimdi klavyede dolaşan minik parmaklar var benimkilerin yanında.

********

2008'in bahar aylarında aldığım kalanchoe çiçeğimiz yeni evin tadilatı, hamilelik ve sonrasında neredeyse tüm zamanımı bebeğimize ayırmam nedeniyle oldukça kötülemişti.Oysa aldığımda ne hoş pembe çiçekleri vardı üzerinde. Başka kalanchoelerden aldığım çeliklerle birlikte, cumbadaki pencerenin önüne arada bir su vermek üzere terkedildiler tarafımdan.

Bu duruma hem üzülüyor hem de malesef özen gösteremiyordum kendilerine. Ama birgün farkettim ki az su ve aydınlık bir pencere önü onlara iyi gelmeye başladı. Bir ara neredeyse atmayı düşünmüş olduğum geldi aklıma, utandım. Meğer onlar benden hiçbir özel ilgi görmemelerine rağmen sağlıklarına kavuşup, çiçeğe dumuşlardı. Birkaç hafta önce tomurcuklarını farkettim su verirken. Bir buçuk yıl sonra yeniden buluştu pembe çiçekleriyle. Size 'öncesi-sonrası' hazırladım:). Ne muthiş bir değişim değil mi? Çok mutlu ettiler beni çok!



Benim pembe çiçeklerim yok ama elbette paylaşacaklarım var.

24 Eylül 2009

Anneciğim poz vermekten bıktım ben!

Picture Captions
[Caption.iT - Face in Hole]

Bu şeker ne zaman izin verirse kendime daha fazla vakit ayırmama, o zaman kesin dönüş yapacağım :). Hepinize sevgiler!

16 Temmuz 2009

27 Haziran 2009 Cumartesi...

05 Mart 2009

Bekleyiş...


Çoook tatlı bir kadının bana hediyesi bu melek. O gün bugündür evimin gözümün hergün görebileceği bir yerinde duruyor ki verdiği pozitif duyguları hep hissedebileyim. Bir de gelişini keyifle beklediğimiz başka bir melek var ki, bu bekleyiş aynı zamanda heyecanlandırıyor bizi.

Kızımız olacağını doktorumuz söylediğinden bu yana, etrafımdaki kız çocuklarına ve kız bebeklere daha bir dikkatle bakar oldum. Davranışları, giyimleri... her bir detayı gözlemlemeye başladım. Normaldir herhalde bu durum :). Canım arkadaşım Gülay bana takıldı geçen gün, artık sen de blogunu anne-bebek bloguna çevirirsin diye. İçimden geçen bu değil ama bebeğimizin gelişiyle hayat düzenimiz de farklılaşacağından tabii ki yaşadığımız herşeyin içinde bir yeri olacak onun da. Edindiğim izlenimlere göre, bebeklik dönemini atlattıktan sonra daha çok babasının hayatına burnunu sokacak bu minik. Sadece şunu kestiremiyorum; ben bu kadar çok pembe renk görmeye kendimi alıştırabilecek miyim? :D Şu an itibariyle aldığım pembe bebek eşyası-giysisi bir ya da iki parçadır. Onlar da pembeyi sadece içlerindeki renklerden biri olarak barınıdırıyorlar. Bu pembe hastalığı kızlarda kaçınılmaz bir durum mu acaba?

Bunların şimdilik bir önemi yok tabii. Testlerimizin asıl önem arz edenlerini atlattık. Bundan sonra da sağlıkla devam etmesi ve sağlıkla kavuşmak en büyük dileğimiz. Kocamın bana verdiği pozitif enerjiyi, yardımlarını, sevecenliğini ve kendini babalığa hazırlayışını ne kadar keyifle izlediğimi de anmadan geçemem. Annem, babam, kardeşim, eşi ve tatlı yeğenim de beni yalnız bırakmıyorlar bu bekleyişte. Umarım hayat herkese dilediğince, gönlünce yaşatır herşeyi.


Bahçemize dedesinin tam da haberi aldıktan sonra diktiği ve bizim karı koca bebeğimize adadığımız kiraz ağacı da tuttu sanırım. Bahçe demişken o da ayrı bir konu, çok istiyordum bu sene bahçeme sebze ekmeyi, ancak görünen o ki, tohum ekme kısmı ile uğraşamayacağım. Ama yine de sebze fideleri alıp, istediğim birkaç sebzeyi kendim yetiştirmek ve kahvaltı soframda taze taze dalından koparıp yemeyi bekliyorum. Ha bir de, evimize tam da havaların soğudu bir zamanda taşınmış olmaktan dolayı henüz gerçekleştiremediğim, şezlonguma uzanıp bahar güneşinde kitap vs. okumak var tabii planlarım arasında.

NOT: Pratik de olsa mutlaka bir tarifle geleceğimin sözünü vermiş olsam da gebeliğin bende mutfakla gerekenden fazla samimi olmamak yönünde bir etkisi oldu. Söz vermemekle beraber :), bir dahaki sefere ben de bir tarif bekliyorum kendimden.

17 Ocak 2009

Paylaş(t)ım :)

05 Kasım 2008

Hayatın ta kendisi...

******
Ailemin üzerindeki kara bulutlar ne zaman kendilerine başka yer bulacaklar bilemiyorum ama son zamanlarda öyle üstüste üzüntüler yaşadık ki zorlanıyoruz üstesinden gelmekte. Ama hayat buymuş, başka başka sebepler için ve sevdiğin diğer insanlar ve de en başta kendin için ayakta dimdik durman gerekiyormuş. Gidenler herne kadar zamansız ve de pek ani çıksalar da yolculuklarına hayat gerçekten devam ediyormuş. Geçtiğimiz Pazartesi akşamı amcamı kaybettik. Son bir yıl içinde anneannem, teyzem ve arkasından amcam bırakıp gittiler, dönmemek üzere. Işıklar içinde yatsınlar.

******


İçinde bulunduğumuz kasvetli havaları dağıtan biri var ki ailede, tam bir şeker, her daim gülücükler saçan bir melek. Canım kardeşimin, doğum müjdesini de sizinle paylaştığım oğlu, Yiğitalp. 6 aylık. Öyle güzel bir çocuk ki, öyle pozitif ki pamuk şekerim; hiç ayrılmak istemiyorum yanından. Umarım hep şansı bol, sağlıklı ve mutlu olur.


Bu arada rutin devam ediyor. İş-ev-evde de iş :)...vs. Gelecek yazıma ek bir de tarif olsun istiyorum. Ama şimdiden uyarırım ancak ve ancak pek pratik bir tarif olabilir bu. Ne olacağını inanın ben de bilmiyorum :).

16 Ekim 2008

Kesin Dönüş


Bu sefer kesin dönüş yaptım :). Bunca ayrılığın, uzak kalışın sebebi neydi diye sorarsanız; biraz üzüntü, yas, biraz yorgunluk, biraz da mutluluk... Hayat her türlüsünü gösteriyor insana ama bazen dozu kaçıyor işte.

Mayıs ayında büro değişikliği kararı verdim ve üniversite yıllarından bu yana arkadaşım olan şimdiki ortağımın da o sıralarda yurtdışından dönmesiyle yeni bir ortaklığa merhaba dedim. İyi ki dedirten bu değişikliği uygulamaya koyarken daha önceki aylarda öğrendiğim teyzemin hastalığının ağırlaştığını duymak çok canımı acıttı. Zaten oldukça farklı, hüzünlü bir hayat hikayesi olan sevgili teyzemi Temmuz ayında kaybettik.

Yine Mayıs ayında almış olduğumuz ve size bir önceki yazımda müjdesini verdiğim evimizin tadilatı başladı sonra ki, bu aşama hakikaten çok yorucuydu. Hala taşınma sonrası ufak tefeklerle başım dertte diyebilirim. Yeni bir düzen kurmak hem çok keyifli hem de çok zormuş. Tabii bu yoğun dönemde anlamış bulunuyorum ki artık 20'li yaşların zindeliği ve enerjisinden eser kalmamış vücutta :). Bilimum ağrılar, rahatsızlıklar ile başbaşayım şimdi. Neyse zamanla onlar da rahat bırakırlar beni umarım.

Bu arada ilgisiyle bana kendimi iyi hissettiren arkadaşlarım (İpek, Deniz, Zeynep, Canan, Görkem, Jale) oldu ki, sağolsunlar ve hep yakınımda olsunlar :). Egosu fazla bir temenni oldu galiba ama içimden gelen budur! Yine buradayım ve sizlerle paylaşacaklarım bitmediğinden ne kadar olacağını kestiremediğim bir süre daha burada olacağım.

Son olarak;

Fotoğrafa gelince, aslında henüz giyilmek için sıra bekleyen bir çorabımın deseni olmakla beraber, tam da içinde bulunduğum durumun özetidir. Aşık olduğum adamla kendi evimizde ve düzenimizde, yorgun argın ama mutlu ve keyifli bir aşkı yaşıyorum.

25 Ağustos 2008

Mutluluk


Muhteşem mum çiçeğim merhaba diyeli epeyce zaman oldu, hatta dördüncü çiçeği de açtı ama ben yine geciktim yazmakta. Sebeplerim var hem de haklı sebeplerim :). Neden bu kadar uzun ara verdiğimi daha sonraki yazımda anlatacağım ama bu son gecikme tamamen mutlu bir olayın etkisi. Mayıs ayında kocam ve ben tam da sevdiğimiz ve istediğimiz gibi bahçeli şirin bir dubleks ev satın aldık. İki hafta önce tadilatına başladık ve o zamandan bu yana tam bir hengamenin içindeyiz . Tadilat sürüyor ama sonunda yorgunluğumuza değecek gibi görünüyor. Ustalar çalışıyor biz yoruluyoruz :P. Şaka bir yana hakikaten zor ve yorucuymuş bu tadilat işleri. Neyse ki ev boş da bir de eşyaları ne yapacağız sorunu yaşamıyoruz. Tüm işler bitsin taşınacağız evimize. Yakında evimizden karelerle karşınızda olacağımdan emin olabilirsiniz.

02 Ağustos 2008

Yeniden Merhaba!



Tıpkı merhaba demeye hazırlanan mum çiçeğim gibi, ben de yeniden merhaba demeye hazırım.

05 Mayıs 2008

"Hala" oldum!

Picture Captions
[Caption.iT - Picture Captions]

1 Mayıs Perşembe günü minik meleğimiz doğdu. Pamuk ellerinden öptüm, kokladım. Canım benim, dilerim hep sağlıklı ve mutlu ol, yüzünden gülücükler eksik olmasın...

30 Nisan 2008

Işıklar içinde yat...

Sabahtan beri, yakamda o pırıl pırıl gençliğinin simgesi resmin ile - boğazımda kocaman bir düğüm - adımladım adliye koridorlarını. Seni tanımıyordum ama önce meslektaşın sonra bir "insan" olarak diliyorum ki bu cahillik, bilinçsizlik, bu duyarsızlık son bulsun. Avukat sadece "avukat"tır.

21 Nisan 2008

Sayıklama


Bu sene çok erken başladım "Tatil istiyorum!" sayıklamalarına. Daha Nisan ayının ortalarında bunu yaparsam, vay benim halime. Anlaşılacağı gibi hem zihin hem beden yorgunluğu hakkımdan geldi. Özellikle geçen hafta sonu başlayan işle ilgili stresli günler uykusuz bıraktı beni. İşle ilgili dediysem tamamen işle ilgili yani bir müvekkilimizin hakkındaki şikayet sonrasında açılan ceza davasının ilk duruşmada beraat kararı aldık ama biz de dinginlikten, huzurdan, rahattan hüküm giydik o hafta. Deniz ve İpek beni aradıklarında ikisine de aynı cümleyi kullandım. "Kafama balyoz yemiş gibiyim!" :P.

Hakikaten tatil istiyorum ben. Şu durumda tek seçeneğimiz bir hafta sonu kaçamağı. Kaçamak kelimesi sanki olumsuz bir izlenim veriyor değil mi insana :D. Oysa "haftasonu tatil kaçamağı" deyince nasıl da güzellikler barındırıyor içinde ve de ne hoş geliyor kulağa. Ama orada da duruyorum çünkü koca yok. Askerlikten sonra bir başladı iş gezileri, dur durak bilmiyor. Öyle ki, yaz tatilini bile birlikte yapamamıştık onun Yunanistan gezisi yüzünden. Ben Akdeniz sularındayken, o Ege sularında hem iş hem tatil yaptı. Yine yok adam. Bul ki bir haftasonu tatile gidesin. Neredeee! Dün yolcu ettim yine. Bu sefer yurtiçi ama bir yorgunluk işte insana. Sonra tabii ki adam haftasonları evinde dinlenmek ister. Karısı da havadar bir faaliyet. İkisi de haklıdır ama çıkar yol bulunamaz. Mayıs ayında şeytanın bacağını kırmaya niyetlidir kadın. Yani "Ben"!

O da olmazsa kendimi mutfak faaliyetlerine verir sizin için çalışır çalışır, yeni tariflerle dönerim. Şimdi koca yok, yine annem ve babamlayım. Pek bir rahatım, sıkıntım yok -sevdiğim adamı özlemek dışında- yemek derdi yok, evişi derdi yok, annemin babamın yanıbaşında...

...
lüküs hayat
lüküs hayat
bak keyfine yan gel de yat
ne guzel sey
oh ne rahat
lüküs hayaaaat!
...

10 Nisan 2008

Benim de


hayallerim,
düşüncelerim,
sevinçlerim,
dargınlıklarım,
hayalkırıklıklarım,
çılgınlıklarım,
beklentilerim,
kahkahalarım,
kızgınlıklarım,
keşkelerim,
gözyaşlarım,
mutluluklarım...

var.


NOT: Fotoğraf mutfak penceremin önünden.

09 Nisan 2008

Dünyayı Güzellik Kurtaracak!


Bloglar arası oyunlara katılmakta hep gecikiyorum. Yine öyle oldu ama Acemi Aşçı İpek ve Nym'in davetiyle, üzerinde hassasiyetle durulması gereken bu konu için birkaç cümle de ben yazayım. Mim'i Doctus forum sitesi başlatmış. Bir avukat olarak bu konuda pekçok şey duyuyor ve okuyorum ama karşılaştığım veya okuduğum herbir olay beni her seferinde derinden sarsıyor ve prensip sahibi olmamda yol gösteriyor. İşin mesleki kısmını bir yana bırakırsam, gittikçe kirlenen dünyayı güzelliğin kurtaracağına inanıyorum ben de.

Çocukluğumdan hatırladığım bir detay, birkaç arkadaşımla öğretmenlerimizden birinden aldığım mandolin dersleridir. Mandolinimle çalmış mıydım bu şarkıyı bilmem ama nedense ilk aklıma gelen bu oldu:

Ilgaz Anadolu'nun
Sen yüce bir dağısın
Baharla yeryüzünde
Güzellerin bağısın

Yalçın kayalıkların
Göklere yükseliyor
Senin dumanlı başın
Bulutları deliyor

...

Beni, ruhumu okşayan harika sözcüklerle sobeleyen İpek'ciğimin yazdığı gibi zinciri koparmıyorum ve yazdıklarını severek okuduğum Nihan'ı zincirin bir halkası olmaya davet ediyorum.

01 Nisan 2008

Renkli


Havanın kapalı olmasının sıkıcılığı bir yana, yağmurdan hiç şikayetim yok. Geçtiğimiz yaz başkent olarak çektiğimiz susuzluk problemi hiç aklımdan çıkmıyor. Sadece bizim yaşadığımız şehir değil tüm dünya kuraklık sinyalleri veriyor ki yağmur yağdıkça benim mutluluğum büyüyor. Bu çok derin ve hassas bir çevre konusu, herkesin kendi üzerine düşeni yapacağından da şüphe duymak istemiyorum. Bu arada iki sürekli takip ettiğim arkadaşım tarafından sobelendim, hem de oldukça hassas ve mutlaka üzerinde durulması gereken başka bir konuda. Bir sonraki yazımda değineceğim.


Gelelim yukarıdaki güzellere. Geçtiğimiz sene de bir bahar yazısında yazmıştım, bahçemiz yok bizim ama kocaman bir balkonumuz var diye. Şimdilik balkon havası gelmediğinden, odalarımızdan birinde , odanın çeşitli köşelerinde, pencere önlerinde yaşatıyorum bu güzelleri ben. Her akşam uykuya dalıp, her sabah gün ışığı ile uyanışlarını görmek keyif veriyor bana. Geçen sene sitemizin çok sevdiğim bahçesinden aşırıp :P evet yanlış okumadınız, aşırıp evde saksılarımdan birine diktiğim ve sonradan adının kedi tırnağı olduğunu öğrendiğim azgın çiçeğin tohumlarını saksısında bırakmıştım. İki hafta önce sulamaya başladım ve hafta sonu sürpriz merhabalarıyla uyandım minik filizlerin. Biraz daha serpilsinler, paylaşacağım sizinle. Menekşelerim hala çiçek açmadılar. Araştırdım ve uygulamaya geçtim, sizin yorumlarınızdaki tavsiyelerinizi de gözardı etmiyorum tabii. İki menekşeden birini kocam birini ben olmak üzere paylaştık ve ikimiz de kendi uygulamalarımızla bakıyoruz kendi menekşelerimize. Bakalım hangisi daha önce çiçeklenecek. Umarım ikisini de ziyan etmeyiz :D.
Soğanlı çiçekleri yani sümbül ve laleyi ilk defa aldım bu sene. Becerebilirsem soğanlarını muhafaza edip gelecek sene de kendileriyle baharı karşılamak istiyorum. Tüm bu renkler beni gündelik telaşların, iş koşturmacasının stresinden biraz olsun uzaklaştırıyor. Evde çiçek olup olmaması farketmez diye düşünen kocamın bile bir menekşeyi sahiplenmesi, bakımını üstlenmesi çok hoşuma gitti açıkçası.

18 Mart 2008

Mayhoş *** Hediyeler

Koşu bandımız geldi, kuruldu, üzerinde yürünmeye başlandı ama forma girmenin asıl önemli ayağı olan yemek kısmı henüz tam istenildiği düzene sokulamadı. Yavaş yavaş abur cuburlar kesilip zeytinyağlılara, sebzelere, salatalara ağırlık vermeye başladım. Evimizde zeytinyağlı sebze yemekleri mutlaka ve sıklıkla yapılır ama bu sıra biraz daha ihtiyaç var kendilerine.


Son zamanlarda mutfak faaliyetlerini artıran ben yaptıklarımı sizinle zaten paylaşıyorum. Yine bir tane var sırada. Bildiğiniz sıradan zeytinyağlılardan bir tarifi paylaşarak canınızı sıkmayacağım tabii. Şu da var ki, belki bu zeytinyağlı sizin evinizde sıradanlaşmış olabilir ama bizimkinde henüz değil :). O nedenle eşimin baş malzemesi nedeniyle önyargıyla baktığı ama yerken sorun çıkarmadığı :D bu lezzetli zeytinyağlı yer elması tarifini sizinle paylaşmak istedim. Tarif, yaptıklarını güvenle ve severek denediğim Nezaket'ciğimden. Açık Büfe'sinde sunduğu tarifleri hep çok beğenerek denemişimdir. Ve denediğim hiçbir tarif beni yanıltmadı. Tarifi aynen kopyalıyorum ama siz bir de onun farklı ve güzel sunumu nu görün.

1 kg yer elması
2 adet havuç
2 adet patates
1 tepeleme yemek kaşığı un
1 tane limon
½ çay bardağı zeytinyağı
2 adet kesme şeker
1 çay kaşığı tuz

* Yer elmalarını iyiyice yıkayalım ve soymaya başlayalım. Büyükse ikiye bölerek yarım limon sıktığımız suya atalım ki kararmasınlar. Patates ve havucu da soyup istediğimiz büyüklükte doğrayalım.

* Tencereye zeytinyağını, un, tuz, kesme şeker, yarım limonun suyu ve 2 çay fincanı kadar sıcak suyu koyarak iyice karıştırıp bir sos yapalım.

* Limonlu suda bekleyen sebzelerin suyunu süzerek tencereye sosun içine alalım. Tenceredeki su miktarı sebzelerin üzerini örtecek miktarda olmalıdır, gerekirse biraz daha sıcak su ilave edelim.

* Orta ateşte havuçlar yumuşayıncaya kadar yer elmalarını pişirelim. Kapağı kapalı soğumaya bırakalım. Bir kaç saat dinlendikten sonra kurutulmuş dereotu veya taze dereotu / maydanoz ile tabağı süsleyip servis yapalım.

NOT: Ben taze dereotu tercih ettim ve bu hafif mayhoş zeytinyağlıya da bayıldım.


Moskova'dan döndükten bir hafta sonra Mersin'e giden(yine iş nedeniyle) kocam fotoğraftakilerle döndü. Bir kavanoz turunç reçeli ki bayılırım turunç reçeline, bir paket kerebiç ve bir paket de cezerye. Turunç reçeli ve cezerye olması gerektiği gibi tüketilirken annemim yokluğunda çaya davet ettiğimiz babamın da gönüllü :) katkılarıyla kerebiçlerimiz tükendi. Geçen hafta Deniz ile telefonda konuşurken konu kerebiçe gelince, cevizli mi diye sordu. Genelde cevizli olurmuş çünkü, öyle dedi. Bizimkinin içinde enteresan bir şekilde hurma vardı ve ben tadını çok beğendim. Hani cevizlisi olsa o da çok makbule geçerdi ya neyse, bir dahaki sefere artık. Şimdi buyurun bakalım; koşu bandıyla ve zeytinyağlı sebze yemeğiyle açılmış bir mevzu, kalorisinin fazlalığı konusunda hiç şüphe götürmeyecek olan kerebiç ile kapatılır mı ? Yaptım bile...:))

12 Mart 2008

Kurabiye Serisi - I

Akşam çayının yanında hep tatlı birşeyler olsun isteyen kocam sayesinde, kurabiyeler konusunda uzman olma yolunda ilerliyorum. İşte tam da bu vesile ile şu sıralar hep kurabiye denediğimden, bir kurabiye serisi hazırlayabilecek kadar malzemem var elimde. Şimdilik iki tanesiyle başlıyorum.


Lorlu-damla sakızlı kurabiyeler... Muhteşem bir tat bana göre. Uzun zamandır denemek istediklerim listesinde bekleyen, canım İpek'in de tavsiyesiyle, bulduğum ilk fırsatta denediğim, eşimin bayıla bayıla yediği, vs vs böyle uzar gider kendimi durdurmazsam :). Kısacası mutlaka deneyin. Tarifi iki versiyonlu uygulayabilirsiniz. Dilerseniz benim yaptığım gibi asıl tarife sadık kalıp, sıvıyağ kullanabilirsiniz, dierseniz onun yerine yumuşamış 2 yemek kaşığı katı yağ(tereyağ) kullanabilirsiniz. Denedim, ikincisi de güzel oluyor. Tarifini tekrar yazmak yerine, Sibel'in Kahvesi'ndeki tarife yönlendiriyorum sizi. Pişerken yayılan kokuya bayılacaksınız.

Not: Siz fırında biraz daha tutup daha fazla kızarmalarını sağlayabilirsiniz.

Bir diğeri de, başucu :) kurabiye tariflerinden diyebileceğim çok beğendiğim bir tarif. Ev Cini'nin sitesinde görüp denedim ilk kez ve sonrası geldi. Ev Cini tarifin kaynağına kendi sitesinde yer vermiş. Bu fotoğraftakiler ikinci sefer yaptıklarımdı. İkinci seferde kendimce ama orjinal tadını bozmayan değişiklikler yaptım.


Malzemeleri kendi kullandığım şekliyle, yapılışını ise orjinal haliyle yazıyorum.

100 gr. tuzsuz tereyağı, oda sıcaklığında iyice yumuşamış
1 su bardağı (200 gr.)toz şeker
1 adet iri yumurta
1 tatlı kaşığı vanilya
2 su bardağı un
1/2 tatlı kaşığı kabartma tozu
1/2 tatlı kaşığı karbonat
1/2 tatlı kaşığı tuz
1.5 tatlı kaşığı instant kahve (nescafe)
1 su bardağı damla çikolata(bu sefer çok az kattım)
1/2 su bardağı kuru üzüm
1 yemek kaşığı kakao(hamurun yarısı için)

1. Fırını 170 dereceye (turbo-fanlı fırınlarda 150 derece) getirin.
2. Derince bir karıştırma kabına yağı, kahverengi şekeri ve toz şekeri koyun. Mikseri orta hızda çalıştırın ve 30 saniye boyunca malzemeleri çırpın.
3. Yumurtayı ve vanilyayı ekleyin. Mikserle 15 saniye boyunca tekrar çırpın.
4. Ardından karıştırma kabının içine unu, kabartma tozunu, karbonatı ve tuzu eleyin. Elinizle hamuru yoğurun.
5. En son olarak çikolatayı, üzümü ve kahveyi ekleyin. Tekrar yoğurun.
6. Elinize ikişer yemek kaşığı bu malzemeden alın. Avuç içinizde yuvarlayın ve fırın kağıdı serilmiş tepsiye aralıklı olarak dizin. Hamurdan topların üzerine, 4 cm. çapında genişleyene kadar, bir kaşığın tersiyle hafifçe bastırın.
7. Tepsiyi fırına koyun ve 18-20 dakika pişirin. Fırından çıkınca hala yumuşak olan kurabiyeleri, soğuyana kadar bir tel ızgaranın üzerinde bekletin. Kurabiyeleriniz soğuyunca onları hava almayan bir kapta saklayın.


Not: Ben 5 dakika kadar fazla tutmuşum fırında, daha kıtır kıtır oldular. Tercih sizin :).
Sırada tahinli ve nişastalı kurabiyeler var ama kimbilir ne vakit gelir serinin ikinci bölümü :). Tembel bir blog sahibi olarak zamanını yazmam mümkün değil :).

04 Mart 2008

İtiraf


"Görkemli senfonilerin ortasında birdenbire beliriveren yumuşacık bir flüt sesini beklemek gibi bir eğilimim vardır."

Romain Gary

20 Şubat 2008

Ortaya karışık...


Küçük şeylerle mutlu olabilir insan. Market alışverişi sırasında, çocukluğumuzdan tatlı detaylar hatırlatan, bu gülümseyen balık krakerlerden atıverdik sepete. Hayatı fazla ciddiye almayın der gibiydiler. Her ağzıma atışımda, kıkırdayışlarını hissedip kendi kendime gülümsüyorum ben de :).

Rutinimden haberler vermeme alışıksınızdır. Mesela şu anda, haftasonunda siparişini verdiğimiz koşu bandının gelmesini bekliyorum evde. Gecikti. Ortağım sağolsun, birbirimize çok yardımcıyız bu konuda, bakın büroya gidemedim hala. Gelsin koşu bandımız, haftasonu servis gelip kullanıma hazır hale getirinceye kadar, kutusunun üzerinden seveceğim onu :).


Beklediğim bir başka şey... Menekşelerimin çiçek açacağı zamanı merakla bekler oldum. Pek de sağlıklılar görüldüğü üzere. Araştırdım, Afrika menekşeleri uygun ortamlarda, yılın her vaktinde çiçek açabilirlermiş. Tüm gerekli şartları hazırladım kendileri için ama tık yok. Ne renk çiçek açıyorlardı, onu bile unuttum.


Gelelim sonuncusuna... Kocam önümüzdeki hafta Moskova'ya gidiyor. İş gezisi. Son günlerde özellikle arkadaşlarla birlikteyken, bu gezinin konusu açılıyor ve Rus ırkın ne kadar güzel olduğundan, bu Moskova gezisinin de nereden çıktığından dem vurulan sohbetlerle renkleniyor hayatımız :P. Kocam mı? Üstüne uğramıyor hiç, arada bir _Ne getireyim sana oralardan?_ diye soruyor. Ne dersiniz, tehlikeli iş gezileri kategorisine girer mi koca tarafından Moskova'ya yapılan bir gezi? :)) Hahahhaaa!!!

19 Şubat 2008

Canım ve de birtanecik kardeşim...

...İyi ki varsın ve iyi ki "sen" benim kardeşimsin. Aramızdaki bağ öyle kuvvetli ki; engel tanımaz. Birlikte daha nice yaşlarını sağlık ve mutlulukla kutlamak dileğiyle... Seni çok seviyorum!