28 Şubat 2012

Elimi tut annem!

Yok, ben sandım ki, ilk günkü sakinlik ve kibarlık devam etmeyecek; Duru "Yeter artık vereceksin memeyi!"  diye yumruğunu bulduğu yere vuracak. Öyle olmadığı gibi, üç gündür meme diye arada bir sızlanmakla birlikte, öyle kibar ve öyle tatlı ki. Neredeyse utanacağım düşüncelerimden ve öngargılarımdan dolayı. O yazdığım ilk gece bir kere uyandı ve istedi ama ben yine aynı sakin ses tonuyla konuşarak, başını tekrar yastığa koymasını sağladım. Sızlandı biraz ama beni hiç üzmedi. Baktım ki uykuya dalması zor olacak, yanıma yattı ve elini tutmamı isteyip yine 5 dakika içinde uyudu. Bir daha da sabaha kadar uyanmadı. Her zamankinden 1 saat erken kalktı o sabah.

İkinci gün yani dün, öğlen uyku saati geldiğinde oralı olmadı, birkaç kere yine meme istedi, yine birkaç kelime ile ikna yöntemini kullandım. Ama o zaten çok üzülmüştü çok sevdiği arkadaşı memenin bu durumuna (sarımsak etkisi). Okşadı, sevdi, cici yaptı ve eli tenimde uyuyakaldı akşamüstü. Akşam da yine zor olmadı hiç. Zaten oldum olası uyku saatlerini geriye çekemedim. Burası da oldukça sıkıcı bir yer olduğundan fazla zorlamıyorum kuzumu disiplinli uyumak konusunda. Hergün belli bir saat düzenli olarak muhakkak uyuyor nasılsa. Ve yine saçını okşayarak, şarkılar, ninniler söyleyerek uyuttum. Dün gece de ilk gecenin tekrarı oldu, bir kere uyandı, su içti ve elini tutmamı isteyip koydu başını yastığına, uyudu.

Bu sabah iki arkadaşım kahvaltıya davet etmiştim, onlarla sohbet ettim. Ferahladım biraz. Onları uğurladıktan sonra biz de Duru'nun talebiyle indik bahçeye. Gezindik, salıncaklara bindik ama burası bildiğiniz gibi değil. Havalar şimdiden çok sıcak. Kış hiç yok, bahar 1-2 ay uğruyor neyse ki. Eve geldiğimizde öğle uykusuna yatması gerektiğini söyledim. Hiç karşı çıkmadan tamam dedi, elini yine tenime değdirerek, göğsüme yaslanıp uyudu.

Nasıl yani? Herşey fazlasıyla yolunda. Fırtına öncesi sessizlik olsa bu kadar uzun sürmezdi diye düşünüyorum. Benim kızım nasıl da büyümüş ve ne kadar hassasmış meğer. Ve de ne kadar anlayışlı. Belki de memenin hasta olduğunu ve bir gün iyileşeceğini düşünüyor. Olabilir mi? Doğru dürüst hastalık bilmeyen (Maşallah!) kızımın oyun oynarken bana ilaç vermesi bu yüzden miydi acaba? 

Bu kadar kolay olması duygu yoğunluğunu azaltmadı tabii. Gözyaşları dindi ama yürek hala kıpırdanıyor. Bana sarılışı, öpüşü, ilgilenişi daha bir kuvvetlendi sanki.

Dün akşam da balığını bir güzel yedi ya değmeyin keyfime!

27 Şubat 2012

32 aylık, bol maceralı yolculuk!


 Dün emzirmeye son verdim. Tek taraflı bir karardı tabii bu. Pamuk kızım hala ilk günkü gibi hevesle ve iştahla emiyordu ama yeme düzenini sağlayabilmek için emzirmeyi bırakmak zorunluluk oldu. Aylardır bırakacağım deyip deyip, tabiri caizse sallanıp durdum. O kadar uykusuzluk, yorgunluk... Bugün şuna ağladı, bugün canı sıkkın, bugün düştü, bugün pek neşeli, yok bugün şöyle bugün böyle diye diye bir türlü adım atamıyordum. Halbu ki öyle zor geceler yaşamıştım ki; uykularımın defalarca emmek için bölünmesi, uykusuzluk ve de yorgunluğun etkisiyle böylesi zamanlarda otomatiğe bağlanarak söylenen bir çene, tabii ki benim çenem. Tatlı kuşuma sesimi yükselttiğim oldu, son zamanlarda sıkça ama istemeyerek. 

Bugün kızımın doktorunun aylar önce bu şehire gelmeden önce gittiğimiz son rutin kontrolünde önerdiği gibi "Tık diye" birden kesiverdim.  Çünkü uzun zamandır doğru dürüst bir yeme düzeni tutturamadık, yemeklerini yemeyi reddediyordu. Bu arada sarımsak kokusundan da yardım aldım. Çünkü daha önce emzirme aralıklarını uzatmak suretiyle ve telkin yoluyla bırakmayı denedim ama bana mısın demedi. Dün öğlen uykusuna da emzirerek yatırdım ve içimden sessizce veda ettim. Uykudan kalkıp yemeğini yedikten sonra emmek istediği anda planı uygulamaya koydum. O kokulu tadı alınca nasıl şaşırdı ve birden bıraktı memeyi. Memenin artık sütü olmadığını, hasta olduğunu, kendisinin de meme emmek için büyüdüğünü anlattım ama o çoktan gözyaşlarına boğulmuştu. İçi titreye titreye ağladı. Memeyi elleriyle sevdi ve cici yaptı ama emmek istemedi. Sevdiği çizgi filmi açtım, izlerken hala ara ara iç çekerek ağladı. Ben de ona göstermeden akıttım yanaklarımdan gözyaşlarımı, hem de içimden haykırarak. O kadar uykusuzluk ve yorgunluğa rağmen meğer nasıl da bağlanmışım. Hep ondan beklemişim bu bağımlılığa bir son vermesini ama ben de onun kadar bağımlıymışım bu anne-bebek arasındaki harika iletişime. Hep söylerdim 3 yaşına kadar diye. Yemeklerini de yeseydi evet 4 ay daha devam edecektim ama bu onun gelişimini kötü etkileyebilirdi. 

Gece olduğunda, uyku saati geldiğinde korkulan oldu, kibar bir şekilde meme istedi ama ben tıpkı uyku saati gelene kadar arada birkaç sefer meme istediğinde olduğu gibi memenin hasta olduğunu, kendisinin de artık büyüdüğünü anlattım. Uyku girince işin içine yine ağlamaya başladı ama öyle naif öyle kırılgan ve öyle içliydi ki beni mahvetti. Hiç öyle kızmadı bana sadece sarıldı, sarıldı ve yine sarıldı. Ağladı, yarım saat kadar ara ara içli içli sızlandı. Ama öyle bluzumu açmaya çalışıp, saldırmadı memeye. Telkin yoluyla bırakmak istediğimde öyle yapmıştı. 

Çok kibardı ama çok da kırılmıştı. Kucağıma alıp ayakta dolandım evin içinde, şarkılar uydurarak. Kendi uyduruk şarkılarıma ağlayarak eşlik ettim ben de. Hem nasıl ağlamak, bir ara bıraktım kendimi. Kızım benim omuzumda, ben onun omuzunda destek olduk birbirimize. Başka kimsemiz yoktu o an. Ona bana yaşattığı güzel anlar için teşekkür ettim, anladı, başını salladı. Şu anda yazarken bile boğazımdaki düğümü ne gözyaşlarım ne de içtiğim su alıp götüremiyor. 

Sonra gezinmeyi bırakıp, yatağına götürdüm. Yanına yatıp masal anlatacağımı söyledim. Kalkıp doğruca salona geldi. Koltukta yatıp, başını dizime koydu ve ben onun sevdiğim herşeyini birer birer sayıp, başını okşarken 5 dakika içinde uyudu. 2 saat oldu hala uyuyor. Emmek için uyandığında, emmeden uykuya tekrar dalması zor olacak ama üstesinden geleceğiz ana-kız. 

Doğduktan hemen sonra ilk fırsatta emzirmeye başladım ben. Meme uçlarım yara olduğunda çektiğim o inanılmaz acıyı dişlerimi sıka sıka yaşadım bilmem kaç gün. Ama hiç pes etmedim, şikayet etmedim. Sonra  sonra zombi gibi gezdiğim gecelerde şikayet ettiğim oldu ama hiç ihmal etmedim emzirmeyi. 

Tatlı kızım, emerkenki gülüşünü, poponu sallayıp dansedişini, göz kırpışını ve tenimdeki elinin sıcaklığını hiç unutmayacağım ben. 

Emzirmenin nasıl bir ruhsal ve bedensel ilaç olduğuna ben bizzat şahit oldum. Tam olarak 32 ay emzirdim. Umarım beni okuyan anne adayları da bu mucizeyi yaşarlar.

NOT: Bundan sonra olacakları yaşaıp göreceğiz. Umuyorum Duru ve ben fazla yıpranmadan, çabucak sonuca ulaşırız. Sizinle de paylaşırım.




19 Şubat 2012

Bilindik & Bilinmedik

Yaklaşık 7 aydır uzaklarda olduğumdan çoook özlediğim biricik ve canım kardeşimin yaşgünü bugün. Birşeyler hep eksik burada ama sağlık olsun da yakında oralardayım. Yeni yaşın dilediğin güzelliklerle, mutluluk ve sağlıkla gelsin ve yüzünde hep gülücükler olsun canım benim. 


Kestik baktık ki Dragon meyvesinin içine, çörekotuna bulanmış pelte misali bir görünüşe sahip. Zaten araştırınca görmüştüm internette ve beyaz olanının tatsız olduğunu da okumuştum. Evet tadı ve kokusu yok gibiydi ama soğuk soğuk yendiğinde ferahlatıcı bir yanı var. Yazın meyve kokteyllerinde kullanılabilir. Bir daha alır mıyım derseniz, içi de dışı renginde olanına rastlarsam neden olmasın. Çünkü öylesinin tadına doyum olmadığı da yazıyordu aynı kaynakta. 


Muffinlere gelince, kendilerini pek sevdiğim zaten bilinir. Temel bir tarifim vardır ki aslında tereyağı ile yapılır ancak ben ayçiçek yağı veya zeytinyağı ile yapmayı tercih ediyorum. 3 yumurta, 1 bardak süt, 1 bardak toz şeker, 1/2 bardak yağ, 2 bardak un, 1 paket kabartma tozu, 1 paket vanilya ve 3 yemek kaşığı kakao. Sıvılar ayrı kapta, kurular ayrı kapta karıştırıldıktan sonra kurular sıvılara eklenir ve yine mixer kullanmadan spatula veya kaşık yardımıyla karıştırılır. Ben yukarıda gördüklerinize pikan (pecan) cevizi, kuru incir ve bademi rondodan geçirerek ekledim son karıştırma aşamasında. Siz dilediğiniz başka yemişlerle zenginleştirebilirsiniz. Kuru kayısı (gün kurusu) ve fındık da pek güzel oluyor. Üzerine de fırına vermeden damla çikolatalardan atıverin birkaç tane.

18 Şubat 2012

Tanıştığımıza memnun olup olmadığımı henüz bilmiyorum...




Yeni tatlara ben açığım da kocam pek değildir aslında. Ama nedense markette hiç fikrimizin olmadığı meyve ve sebzeleri sepete atmakta da üstüne yoktur.  Bu da bir kaktüs meyvesi, adı da "Dragon Meyvesi" imiş, sonradan öğrendim. Dolapta bu akşamki yenme macerasını bekliyor, belki de yenememe. Benim gibi bir meyve canavarını üzecek kadar kötü değildir umarım tadı.


13 Şubat 2012

Yeni Kayıt :)



Onca aydan sonra biriktirdiklerimle buradayım. Geçenlerde bu şehirde tanıştığım ve içimin kaynadığı arkadaşlarımdan birine, sevgili Nurgül'e blogumdan bahsettim. Sonra kendim de onca zamandan sonra döndüm  baktım kendi bloguma... eski bir dost gibi ve de hasretle. Evet beni daha önce takip etmiş olanların bildiği gibi, ben Defne, pamuk kız Duru'nun annesi, Cidde'den bildiriyorum :).


02 Haziran 2011

Evet... Hala Buradayız!


Merhaba! Ankara'ya bir türlü gelemeyen baharın tam arkasından gelmesi gereken yaz eğer gelirse, işte o yazı ortasına kadar buralarda yaşamaya karar verdik Duru, babası ve ben. Kocam izin alıp gelecek, burada şenlik yapılacak 1 ay boyunca ve bizi de alıp götürecek o sıcak diyarlara.

Not: Öyle bir koşuşturmacanın içinde yazamadım ve de kimseleri takip edemedim uzun zaman; yine ısınma turlarındayım :).

05 Mart 2011

Kısa kısa . . .



* Ufak tefek hazırlıklar başladı ama şaşkın ördek misali, aklımızda başka ne kaldı yapmamız gereken sorularıyla geçiyor günlerimiz. Zaman nasıl da hızla akıp gidiyormuş meğer, bir bakmışsın Pazartesi sonra birden Cuma . Haftasonlarını ise gerçekten yaşıyor muyuz yoksa hayalden mi ibaret çözemedim.

* Kesinlikle kendime ve kızıma daha çok vakit ayırmak demek bu önümüzdeki birkaç yıl. Sağlık olursa ... Kitaplarımla hasret gidereceğim, kızımla bol bol aktivite yapacağım ve belki yeni yeni hobiler...

* "İyi" insanların karşıma çıkmasının verdiği naif ama neşeli bir keyif var üzerimde. Gizem ve Ferah ve henüz irtibat kurmadığım ama yeni görev yerimiz hakkında yardım ve bilgilendirme teklifini esirgemeyen Burcu... Can arkadaşım Filiz'in teyzesi Dilek Hanım... İçten teşekkürlerimi sunuyorum size! İlk üçte yer alan tatlı kadınlar, benimle maceranız henüz bitmedi, yeni başlıyor :)).

*Duru yine her haliyle bizi büyülemeye devam ediyor. Bu büyü olmasa o sabrınızı taşıran anlara tahammül etmek çok zor. Bakıcı felaketleri de bu yüzden yaşanıyor diye düşünüyorum. Senin sabrını taşıran onun cinneti oluyordur belki de. Hakkını vererek bakıcılık yapanları tenzih ettiğimi de belirteyim ki önyargılara teslim olmuş bir zihniyette olduğum düşünülmesin.

*İki sözcüklü cümleler yok daha. İlk defa geçen gün ""dede gel" dedi ama bir daha olmadı. Şubat sonu itibariyle 20.ay geride kaldı. 21. ayda Duru'nun kelime dağarcığı aşağıdaki gibidir :    :))

çi veya çiçe(çiçek)
aya - ayak
dede
baba
anne
annianni-anneanne
abi
bu - bu (istediği şeyi uzaktan parmağıyla göstererek ve ne olduğunu anlamazsak ısrarla üstüste söylenerek... bu! bu! bu!...  :)
mamma - mama
memme - meme
zıss - cıss ve sıcak
mmm - çok lezzetli :)
vemem - vermem
gimem - gitmem
imemm - yemem
annieeee - annenin şımarık şekilde söylenişi :)
bebe - bebek
Dyru - Duru
tama - tamam
adaa - evet
mer - ver
ooda - orada
ayre - daire (Kurabiye kavanozundaki daireyi kavanoza atarken...)
hiiii! - Yere birşey döküldüğünde veya yerde birşey gördüğünde...
vuuu - Elektrikli süpürgeyi gördüğünde...

ve daha pekçok şu anda aklıma gelmeyen Duru sözcükleri.

*Son üç seferdir artarak devam eden bir benden ayrılma korkusu başladı. Artık sabahtan anneanneye gidildiğinde benim onu bırakıp işlerimi halletmeye gideceğimi anlıyor ve kesinlikle ayrılmıyor yanımdan. Hiçbirşeyle kandıramıyorsunuz. Önceki gün işim sabahtan akşama sürünce ilk defa annemden başedemiyorum, ağlıyor, hırçınlık yapıyor telefonu aldım. Bu korkunun baş destekleyicisi de emiyor olması tabii. Akşam eve geldiğimde ilk 10 dakika yüzüme bakmayıp sonrasında ne sevimlilikler yaparak bana daha doğrusu memelere yanaştığını varın siz düşünün artık.

*Saçlarımı kestirdim. Epeyce uzundular ve kızıldan açık kumrala dönüş yaparken renk açma işlemi dolayısıyla çok yıpranmışlardı. Benimki gibi dalgalı, kalın telli ve hatırı sayılacak sayıda beyazla dolu saçların bakımı oldukça zor. Şöyle bir yıkayıp veya tarayıp çıkamıyorsunuz. İşte o yıpranmış saçlar makasın darbeleriyle ayrıldılar benden ve kuaförüme tam da istediği gibi özgürce kesme yetkisi verdim. Kafamda kocaman bir yükle dolaşıyormuşum yahu ben. Saçlarımı pek severim aslında, bakıldılar mı pek havalıdırlar :P ama o kadar saçı taşımak da zormuş hakikaten.

*Bir de şu bedendeki fazlalıklardan kurtulabilsem. Onlar makas darbeleriyle ortadan kaldırılamıyor malesef. Keşke öyle kolay olsaydı.

20 Şubat 2011

Yeni bir hayata doğru...


Evet kesinlikle yeni bir hayata doğru yola çıkıyoruz yakında. Şu bahsettiğim yurtdışı görevi sonunda kesinleşti ve gideceğimiz yer Cidde (Suudi Arabistan). İlk şoku atlatalı oldu biraz. Sonra sonra araştırarak ve de orada yaşamışlardan dinleyerek anladık ki önyargılarımızmış bizi şoka sokan. 


Tamam herşeyiyle farklı bir kültürü ve kadınlara hürmeti bol olup vatandaşlık hakkı bakımından cimriliği had safhada olan bir ülke orası kesin... Ama hiçbir kişi mi olumsuz konuşmaz yahu! Olumsuz konuşmadılar, hep ne kadar standartları yüksek ama buna rağmen çook ucuz (kiralar hariç) bir şehir olduğunu anlattılar. Sosyal hayatın da orada yaşayan yabancı ve de Türk nüfusun çokluğu nedeniyle pek bir hareketli olduğunu, yine yabancıların çokluğu nedeniyle onların sosyal hayatlarını kendi ülkelerindeymiş gibi devam ettirebilmeleri için her türlü imkanın verildiğini (Mesela plajlar, güvenlikli, havuzlu, kreşli, oyun parklı siteler), kadınlar için tam bir alışveriş cenneti olduğunu da eklediler. 

Şu an için görünen en önemli iki sorunumuz geçmiş New Orleans deneyimimizden de tahayyül edebildiğim aşırı nem ve sıcak, bir de kadınların halk açık mekanlarda abaya denilen modernleştirilmiş ve hatta artık houte couture üretilen :P abayaları giymesi zorunluluğu. Ha şundan hiç bahsetmeyeceğim: kadınlar araba kullanamıyormuş. Böhüüüüü! Bunu her düşünüşümde veya dile getirişimde acı çekiyorum ama yapabileceğim arkada oturup ya bir şoför işe alıp, çalıştırmak ya da kocamın iş saatleri dışında gezmek, dışarı çıkmak. Hoş sıcaktan dolayı hayat zaten mesai saatleri dışında, akşamları yaşanabiliyormuş oralarda.

Aslında yazacak çok şey var ama orada görüp yaşayıp yazmak isterim. Onun için ayrı bir blog yazacak gibiyim. Bu arada sizlerden orada yaşamış olup bana tavsiyelerde bulunmak isteyen varsa seve seve kabul ederim.

01 Şubat 2011

Öküz okuyor ben bakıyorum!

Nasıl özeniyorum bu öküze bir bilseniz. Nispet yapar gibi bana, okuyor da okuyor.
Ben ne yapabiliyorum? Hiçbirşey! Bana inat okudukça gıcık oluyorum ona. Oysa doya doya istediğim gibi ve istediğimi okuyabildiğim zamanlarda uluslararası hukuk masteri yapan kocama muziplik olsun diye aldığım bir armağandı. Taa Amerika kıtasından buralara sapasağlam gelmiş olabilirsin sevgili öküz ama böyle nispet yapmaya devam edersen olacaklardan sorumlu değilim...

Şaka bir yana ben dilediğimce kitap okuyabilme aşkıyla yanıyorum. Duru henüz yürüyemiyorken ve dolayısıyla ben ve o daha az yoruluyorken geceleri pamuk kızımın bana bahşetiği kadar olan uykumdan bile feragat edip okuyordum. Hem de kocaman bir keyifle.

Son aylarda is ben kitap okuyabilmek şöyle dursun, kızımız uyuduğu zaman ancak zorunlu ihtiyaçlarımı, dosya işlerimi, ve evimizin gereklerini hale yola koymaya çalışıyorum.
Bu arada okuduğum kitaplar kuzunun o cıvıl cıvıl, neşeli, eğitici ve de 0-2 yaş kitaparından ibaret :P. Kitaplarım tüm ihtişamıyla evin çeşitli  köşelerinde karşıma çıkarken ben esaslı iç çekişlerimle eşlik ediyorum onlara. 

Gidip şu öküzü ortadan kaldırayım... en iyisi...

NOT: Kendisi aynı zamanda bir müzik kutusudur :).

19 Ocak 2011

Rötarlı yazı!

  • 2011'in ilk gününden bu yana hastayım. Şunun şurasında iki gündür boğazımda hükümdarlığını ilan etmiş olan gıcık öksürükten de kurtuluyor gibiyim. Nasıl bir virüs ise artık, yapıştırdı resmen. Ha lafın gelişi yapıştırdı diyorum çünkü yatarak dinlenme fırsatım olmadı. Arkasından Duru kuzusu, sonra da kocam hastalandı. Kızım iki günde atlattı şükürler olsun ama kocam her zamanki gibi pek nazlıydı. Şu naz hanım bana neden uğramaz hiç ya da neden benim de naz etme-eyleme becerim yok. Hamileliğimde de uğramadıydı ya zaten :). 
  • Bir de şu kocamın yurtdışı görevi nedeniyle gideceğimiz ülkenin belli olmayışı. Hoş beklentilerimizi en alt düzeyde tutmaya çalışıyoruz. Yok öyle sırtımızı dayayabileceğimiz kodaman aman yanlışlık oldu :P kocaman bir duvar. En kötüsü olacak olsa bile belirsizlik öldürüyor insanı. 
  • Adı gibi Duru kızım son 1 aydır pek birşey yememiş olsa da (neyse ki emiyor), büyüyor. Mandalina, muz ve tatlı şeyler dışında demek daha doğru olur. Geçen hafta babası işten gelip o da kapıda karşıladığında babasının nasılsın sorusuna tam ve net olarak iyiyim diyerek anne babasını ağızları açık bırakan bir şeker o. Tesadüf mü diye ara ara sorulup birkaç kez daha aynı cevap alınınca tarafımızdan bunun bir tesadüf olmadığı da anlaşılmıştır. Arada "yemem, vemem, tamam, Du-yr-u gibi kelimeler de havada uçuşuyor.
  • Bir evin nasıl dağıtılabileceğine defalarca tanık olmaktayım şu sıralar. Ve de bir sandalyenin, çoğunlukla da tekli koltuğun üzerinde ayağa kalkıp bilimum akrobatik hareketlerin günde bıkmadan bilme kaç kere yapılabildiğine. Merdiven keçisi tırmanmaya ara verdi son günlerde. Akşam olunca tuş vaziyette kalakalıyorum, içinde hiç bitmeyen bir enerji topuyla yaşayan bir kızım var. Yok yok şikayet etmeyeyim, bir köşede biblo gibi oturan bir çocuk beni kesinlikle mutlu etmezdi.
  • Kuzenini görünce kıkırdamaya başlıyor. Sarılmalar, sokulmalar, dürtmeler, öpmeler geliyor arkasından. Bir de halasının sarı kuşu-kuzen kıskançlık krizlerini  atlatabilse.
  • Son zamanlarda kızımla hiç fotoğraf çektirmediğimi farkettim, içim tuhaf oldu, canım acıdı sanki. Hep babasıyla çekmişim, hem de istekle, bayıla bayıla ama kıskandım sonra bakınca :D.
  • İşte bu kocaman belirsizlik ve de hastalık elimi kolumu bağladı, yazamadım 1 aydır. Hoş blogda hiçbirşeyin eskisi gibi olmadığını farkettim bu arada. Yorum bırakılması kaygım hiç olmadı da bu güne kadar, yine de nerelerdesin sorusunun muhatabı olmayı beklemişim herhalde ki merak edilmemiş olmak zaten hassas olan ruhumu birazcık etkiledi gibi. Bir dönem verdiğim uzun aranın götürdüklerinden biri de bu olsa gerek.  Neyse paylaşmaya devam.
  • Kızımın kaç aylıktan beri pek hoşlandığı oyuncağı, mutfağımın kıymetlilerinden salata kurutucusu tam da karşımda bana bakıyor şu anda, hem de salonun ortasında.
  • Yarın antipatik duygular beslediğim icra dairelerinde işlerim var. Kendimi şimdiden telkin etmeye başlayayım bari. İcra müdürlükleri adliyenin en güzel mekanlarıdır diye hemen şimdi kendi kendime söylemeye başladım bile. 
  • Kedilere gelince, ben onları biblolarda, kupalarda, çoraplarda falan seviyormuşum meğer. Bir de pencerenin diğer tarafında kızıma arkadaşlık yaptıklarında... Kötü müyüm ben, yoksa katı mı?

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails