24 Mart 2014

Ayak sesleri...




Uzun bir aradan sonra merhaba! Şu aralar dönüp dönüp bakma isteği duyuyorum bloguma. Özledim sanırım yazmayı, paylaşmayı. Isınma turlarıyla geliyorum yakınınıza. Kimse var mı orada?

11 Nisan 2012

Mavi bir gün


Geçtiğimiz günlerde Riyad'dan gelen, eşimin iş arakadaşı ve ailesi ile tekne turu yaptık. Onlar da Kızıldeniz'in sularında serinleyip, ferahladılar. Ben ve Duru kızım teknedeydik onlar yüzerken. O gün herzamankinden daha çok esiyordu rüzgar. Sonraki iki gün bana esaslı bir başağrısını miras bıraktı esip giderken. Ailecek kelime anlamının hakkını verir "beyaz"lıkta olan tenlerimiz yanmasın diye 50 faktörlü koruyucuyu yanımızdan eksik etmedik tabii. Duru gezinin başlarında şaşkın, sonrasında ise pek bir coşkuluydu. Yerinde durmaz olmuştu ki hava kararmadan sonlandırdık turumuzu. Onlar otellerine biz eve dönüp dinlendik. Duru kuşu dinlenecek kadar uykuyu da sığdırdı bu evdeki molaya. Akşam yemeğini daha önceki bir yazımda belirttiğim küçük koydaki cafe-restoranlardan birinde yedik. Aslında ikisinde demek daha uygun olur. Arasında sınır olmayan Lübnan ve hemen yanındaki İtalyan restoranlarının masalarını birleştirip, her ikisinden de karışık yiyecekler istedik. Doğu -batı tatları bir aradaydı. Geçtiğimiz ay tadilat geçiren bu güzel mekan daha bir hoşlaşmıştı, gece de ışıklı ve oldukça kısa :) bir kordonboyu havasındaydı. Duru, sebzeli pizzadan tırtıkladı ama brokoli çorbasının tadına bile bakmadı. Tuzunun ayarı kaçmış olmasına rağmen oldukça başarılı bir brokoli çorbasıydı. Keyifli günlerden biriydi. Cidde'nin havası (hem gerçek anlamında hem de çevre ve gidilen yerler, yapılanlar anlamında) arkadaşlara iyi geldi. Bir de yol o kadar uzun olmasaymış...


Kır pidesi, annemin ve benim yıllar öncesinden misafirlerimize yaptığımız mayalı tariflerden biriydi. Tekne gezisi sırasında deniz keyfi sonrası, işte bu zeytinli ve peynirli yaptığım kır pideleri ve kakaolu- fındıklı muffinler çay eşliğinde yendi.


09 Nisan 2012

Biz bu hafta ne yaptık? - 2



Hiç yerinde duramayan , poposunu bir saniye bir yere koyamayan pamuk kızımın sakin sakin oturarak yaptığı nadir işlerden birisi yemek, diğeri de masa başı faaliyetleri.  Hoş birkaç gündür sıcak, sulu vs. yemek yememekte direniyor. Varsa yoksa meyve ve kahvaltı. Boyalara, parmak boyasına, özellikle de sulu boyaya bayılır. Su varsa işin içinde dirseklerine kadar içine batması gerekiyor Duru kuşunun :). O kaptan alır buna boşaltır, bebeğini yıkar, olmadı kağıtları ıslatıp yapıştırarark sanatsal faaliyetlerini devam ettirir. Bak su deyince ben de konuyu saptırdım.

Gelelim bu haftanın başrolündeki çalışmamıza. Bir akşam çıktığımızda aldım yukarıdaki şekilli baskıları olan ruloları. Bir pakette değişik şekillerden oluşan 5 tane rulo vardı. Kelebekler, çiçekler, kalpler, vs... Bizler papatesle baskı yapardık çocukluğumuzda o aklıma geldi. Şimdi herşey ne kadar da renkli, çekici ve ne kadar da kolay ulaşılabilir değil mi? O zamanlar çok kıymetli saydığımız şeylerin şimdiki nesiller için hiç kıymeti yok gibi.Yok yok bu sefer konuyu saptırmayacağım :). Rulolar ile birlikte, onları rahat boyayabileceğimiz daha doğrusu verim alabileceğimiz boyalardan da aldık. Bir de Duru'nun aynı zamanda yapboz canavarı olması nedeniyle, çok parçalı daha kompleks bir yapboz aldık.

Ruloları çıkardım, boyayı hazırladım. Hazırladım diyorum çünkü o kocaman tüpü bir oturuşta harcayabilecek potansiyele sahip bir pamuk kızın annesiyim ve artık önlemlerimi alıp oturuyorum masa başına. Parmak boyasında da aynı taktiği uyguluyorum. Eski bir tabağa boyalardan azar azar koydum. Büyük boy fırçamızı aldık elimize ve başladık çiçekleri boyamaya. Duru her zamanki gibi sabırsızlanıp, boyaya daldırdığı fırça ile kağıdı buluşturdu önce. Sonra o da sadede gelip boyadı çiçek ve kelebeklerini. Kağıt üzerinde ruloyu gezdirip de şekillerin kağıda çıktığını görünce o büyüleyen gülücükleri uçuştu etrafta. Zamanla daha sabırla ve düzgün yapacağını düşünüyorum. Şimdilik yukardaki çiçeklerle idare ediverin .

NOT: Boyama işlemimiz bitip de Duru oyuncaklarına dönünce, ruloları yıkadım. Boyalar kolaylıkla çıktığı gibi rulolarda da bozulma olmadı. Kullanmadan önceki hallerine kavuştular.


04 Nisan 2012

Başlığa gerek yok...




* Arasında karbon kağıdının unutulduğu günler yaşıyorum.

* Çoraplarımın topukları nedense döner benim. Özlüyorum. Burada ayaklar hep yalın. Ve sebep, hep o bıktırıcı sıcak...

* Kitaba hasretlik olur mu? Henüz okumadığım kitapları düşlüyorum...

* Kaç sardunyam vardı hatırlayamıyorum. Arkadaşlıklarını ise unutamıyorum...

* Ankara'nın kara simidini özledim. Yanında çay, eh hadi biraz da beyaz  peynir olsun. Bir de yediğim simidin susamları dişlerimde kalsın  istiyorum... 

* Annem kek yaptığında kapta kalan hamur kalıntısını, çiğ yumurtanın başımıza getirebileceklerini düşünmeden parmak parmak yaladığımız organik çocukluk günlerimizi özlüyorum...

* Alnımın bir köşesindeki minik ben aynı eda ile gitmiş kızımın alnının köşesine konuçlanmış ya, bundan egoist bir haz duyuyorum...
 
* Bir konuda yazmak istiyorum, hem de çok. Engel oldukları için haklı nedenlerime veryansın ediyorum.

* Bazı günler, hani şu yıllanmış eller gibi yorgun hissediyorum...

* Üzerimde nasıl başedeceğimi bilemediğim bir suskunluk, bir ağırlık var...

* Gerçekleşemiyorum bu şehirde ben.


31 Mart 2012

Bizim haftasonumuz çoktaan bitti !




Blogumu okuyanlar veya yenice farkedip, benim bazı blogları keşfettiğimde yaptığım gibi geriye dönüp turlayanlar biliyorlar ki biz şu anda Suudi Arabistan-Cidde'de yaşıyoruz. Kocamın devlet görevlisi olarak buaya atanması nedeniyle bu şehirdeyiz. Buraya hala alışamamış olmakla beraber, öncelikle kızımız ve sonra kendimiz için keyifli zamanlar yaratmaya çalışıyoruz. Pek fazla alternatif yok açıkçası.Açık oyun parkları ki pislikten geçilmiyor; yine de götürüyoruz, oynuyor Duru'muz. Bir de hemen her alışveriş merkezinin içinde bulunan kapalı oyun alanları var, şu oyun makinelerinin ve jetonlu oyuncakların olduğu türden. Onlar da temizlikten oldukça uzak ama yapacak birşey yok. Eve gelince ilk işimiz paklanmak oluyor. Site içinde küçük bir oyun parkı ve iki büyük oyun alanı-top sahası var. İdare ediyoruz.

Dün öğleden sonra bahardan yaza geçerken yaşanabilecek türden, hafif esintisi ve bol güneşi ile çok güzel bir hava vardı. Kahvaltı sonrası baba-kız kendi paylarına düşen oyun, faaliyet vs ne varsa birlikte keyfini çıkarırken ben de toparlamam gerekenleri halledip, çamaşır makinesini mümkün olduğunca yormak suretiyle gezme saati öncesi işleri kolayladım.

Unuttum yazmayı; bu ülkede haftasonu günleri Perşembe ve Cuma. Kocamın evde oluşunun sebebi de budur.  Herneyse, burada hava almak için, Duru'yu gün(eş)ışığıyla biraraya getirmek için gittiğimiz tek bir yer var. Küçük bir koyun kıyısına kurulmuş, kafe ve restoranların bulunduğu, sakin ve her önüne gelenin kendini atamadığı bir yer. İskelesinde Duru'nun balıkları izlediği, trafiğin olmadığı kısa ama düzgün yolunda bisikletini sürebildiği, kocam ile yeşil çayımızı denize karşı içebildiğimiz bir yer. Ne var bunda, çook yer var böyle demeyin çünkü burada yok...

***


Bugün evin havasını değiştiren :P koku işte tam da yukarıda gördüğünüz lahana kavurmasına aittir. Burada organik gıdayı bir kenara bırakın, iyi tarım ürünü bulmak bile çok zor. Kocamın üstün çabaları sonucunda bulduğu ve atık sularla (evet doğru okudunuz-pekçok yer bu şekilde sulama yapıyormuş) sulama yapmayan ve kendi bahçesinin mahsullerini satan bir marketten  alıyoruz bazı sebze ve meyveleri. Özellikle domates, kabak, salatalık, marul ve lahana. Lahanalar ufak boyutlarda burada, öyle alayım büyük bir tane de sarayım bir tencere diyemiyorsunuz. Küçük kasalarla satılıp, her kasada 4 tane ufak lahana bulunuyor. Tek başına ufak olan bu lahana takımı, doğrandığında epeyce bir kalabalık yapmayı ihmal etmiyor tabii. Ben de çözümü birkaç hasar görmeyen büyük yaprağını biber dolması yaparken bir kenarda lahana sarması olarak kullanmakta ve diğer kısımları doğrayıp lahana kavurması yapmakta buldum. Bizim evde kapuska yenmez, lahananın başka halleri pek kabul görmez. Ya sarılacak ya kavurulacak. Turşusuna hayır demeyiz ama...

Nasıl yaptım?

İki küçük boy lahanayı ince ama  çok uzun olmayan şeritler halinde doğradım ve yıkadım.
Soğanı piyazlık doğradım.
Havuçların ince kısımlarını olduğu gibi halka şeklinde, kalın kısımlarını ikiye keserek (yarım ay şeklinde) doğradım.

Önce soğanlar ve havuçları tencereye koyup, zeytinyağı ekledim. Biraz çevirdim ateşte, zeytinyağını fazla yakmamak gerek. Sonra üç küp şeker, tuz ve köri ekledim. Kullananlar bilir, köri çok etkili bir baharattır. Ben bir fiske kattım desem uygun olur ama seven daha çok kullanabilir. Lahanaları yıkayıp fazla süzdürmeden ekledim soğan ve havucun üstüne. Kendi suyunda, orta ateşte arada bir alt üst ederek pişiridim. Büyük bir tencere kullandım. Piştikçe yarı yarıya düşüyor zaten yemeğin hacmi. Belki siz de başka hallerini sevemediğiniz lahanayı bu şekilde tüketebilirsiniz diye düşünerek paylaşmak istedim.

23 Mart 2012

O beniiiim! dedi Duru... (Duru'nun Oyuncakları)


 1- Duru'nun ilk puzzle seti. Duru bebeklikten henüz çıkmamışken bir akşam iş çıkışı Kipa'dan alıp sürpriz yapmıştı pamuk kızına. Çok zaman oldu. Sırayla koydum önüne. Önce kazlı, tavuklu, inekli olanıyla epey bir oyalandı. Sonra hemen altındaki ile. Buraya gelirken de rakamlı ve harfli olanları da ekledik diğerlerinin yanına.



2- Yukarıdaki, benim de çok hoşuma giden yapbozları ise buradan aldık. Fanateer isimli okullara da malzeme, oyuncak, vs. veren bir oyuncakçıdan. Kullanılan malzemelerin, materyallerin güvenilirliği önemli bizim için. Bir gün en büyük mağazalarına gidip, seçtik kocamla yapbozları. Oldukça kaliteli, kalın kartondan ve çok güzel çizimler ve renklerle hazırlanmış. İlk sıradakinin birinde hayvanlar, diğerinde taşıtlar var. 2'li, 3'lü, 4'lü ve 5'li parçalardan hazırlanmış. Duru bayılıyor ve ilk çözdüğü andan bu yana öyle pratik bir şekilde yapıyor ki bize sadece keyifle onu izlemek kalıyor. İkinci sıradakinde de çok şeker hayvanlar var. Hayvanlar yerine yerleştirildikten sonra bu sefer de büyük bir yapboz haline geliyor. Son sıradaki ise benim de çok sevdiğim hikayeli yapboz. Hem her birin içinden çıkan bir parçası var hem de her bir parça tamamlandığında yan yana da yerleştirilmesi gerekiyor ki hikaye ortaya çıksın ve Duru'ya uzayıp giden bu resme dair sorular sorulsun..



 3- Melissa & Doug markalı doğumgünü pastası. Ahşap ve tamamen zararsız boyalar kullanılmış. Pastanın dilimleri, mumları üzerinin şekerleme ve çilek süslemeleri, servis spatulası, kısacası her bir detayı düşünülmüş. Duru aldığımız günden bu yana çok sevdi. Burada tanıyıp tutkuyla sevdiği Bade ablasının doğumgünü kutlama partisinden sonra daha bir sever oldu pastasını. Şu sıralar seyrekleşmekle birlikte, uzun bir zaman hemen her gün bilmem kaç defa doğumgünlerimizi kutladık biz. Mumları üfledik, şekerleme ve çilek takviyesi istedik. Yanında çayla afiyetle defalarca yedik pastalarımızı. Bitmek bilmiyor :).



4- * Plastik tabak-çanaklar. Hernekadar plastik olmaları can sıkıcıysa da, kaçış yok. Bu nedenle üretim yerine, birtakım diğer unsurlara (sertifika vs.) dikkat ederek almaya çalışyoruz. Karı-koca önümüze gelen oyuncağı, çok beğenmiş olsak dahi, incelemeden asla almayız. Hele ki belli başlı markaların üretmediği Çin ürünlerini. Asla! Herneyse, akşamları çorba, çay, meyve suyu vs. ne arasanız var. Duru'cuğumuz hazırlayıp, pişirip yediriyor bize. 2 yaşından sonra pek bir merak saldı bu mutfak eşyalarına. Geçen de oyun hamurundan kırmızı kırmızı :P köftelerimiz vardı, çok da lezzetliydiler.
     * Legolar. Bazen kutuyu kucağına alıp getiriyor. Ne oluyor demeye kalmadan boşaltıveriyor halının üstüne. Daha çok kuleler yapıyoruz. Bazen de uçak, ağaç, ev... Çay faslında küçüklerinden pek güzel kurabiyeler oluyor.
     * Puset. Çabucak elinde kalmasın diye epeyce pahalı aldığımız bebek arabası. Bebeklere, onları yedirip içirmeye, hasta olduklarında bakmaya, gezdirmeyi seviyor. Burada dışarısı çok pis. Hijyeni bıraktım, normal temizlik hak getire. Anlatmakla bitmez. O nedenle puseti dışarı çıkarmak istediğinde engel oluyordum ki, bizden hemen sonra yine pembe,  dışarı kullanımına daha uygun olanını Duru'nun arkadaşı getirdi bize geldikelrinde. Arada bir ilgimiz azalıyor, bazen de elinden bırakmıyor.



5- Müziksiz olur mu hiç? Babasının aldığı küçük ama pek çok seçeneği, melodisi olan küçük orgumuz ve ondan çok daha önce bir vakitte benim aldığım ksilofonumuz var. Duru, orgu çalarken kendinden geçip, gözlerini kapatıyor ve  kafasını iki yana sallayıp eğleniyor.

Bunlar sadece birkaçı. Doğduğundan bu yana hediye edilenler de dahil pek çok oyuncağı oldu pamuk kızımın. Biz kocamla genelde eğitici oyuncaklar aldık. Bunlardan en beğendiklerimiz Kurabiye Kavanozu ve kavanoz gibi Türkçe konuşan Eğitici Köpekcik oldu. Zaten 8 ay önce buraya gelirken sadece bu ikisi ve ilk fotoğraftaki yapbozlarını getirmiştik.



Diğerlerini saymakla bitmez. Kavanozlar, kovalar, ördekler ve diğer hayvanlar, geçmeli halkalar, bebekler, toplar,  yazmaya üşendiğim niceleri.

Bu arada sevgili Seyhan'ın  yorumuyla uyandım :P. Üzerinde durmak istediğim şeyi yazmayı unuttuğumu farkettirdi bana sağolsun.. Ben en başından beri Duru'nun oyuncaklarından sıkıldığını ve oynamadığını  farkettiklerimi ara ara saklama taktiğini uyguluyorum. Çoğu zaman taktik işe yarıyor. Aksi halde çok çabuk sıkılıp bir kenara atıveriyorlar.

NOT:  Sanatsal :) araç ve gereçler ile kitaplarımızbaşka yazıların konusu olacaklar.

17 Mart 2012

Kendime Serzeniş


Bu blogu yazmaya başladığımda ağırlıkla yemek ve pasta tarifleri vardı. Hala birçok arkadaşımın blogunda yemek blogları arasında yer almam da bundandır. Fakat son yıllarda pek çok uzun süreli ara verişim oldu.  Pişirmeye? Tabii ki hayır, mutfakta herdaim bir telaş vardı. Ama evdeki pamuk prenses, annesi hep yanında olsun istediğinden, annesi de pamuk prensesin fotoğraflarını çekmeye ağırlık verdiğinden, pişirilen herşey poz vermeye fırsat kalmadan kalmadan mideye indirildi.. Önceliklerin değişmesi ve üstüne yorgunluğun getirdiği üşengeçlik. Birçok blogger arkadaşım yeni tarifler beklediklerini açık açık belirtmişlerdi oysa...

Şu son günlerde bloguma yeniden  hayat öpücüğü vermişken, pişirdiklerimi daha sık paylaşasım var. Yeniden fotoğraf makineme aşkımı ilan edip, yola koyulmalıyım. Uzak değil, hemen şu soldaki bizim mutfak!

16 Mart 2012

Balık İzlerinin Sesi




"Dürüst ve içten olmanın birbiriyle ilişkisi hiç de sanıldığı kadar yakın değildir. her dürüst davranışın içten olduğunu, her içtenliğin de dürüstlüğünü savunmak nereye kadar inandırıcıdır?" (s.152)

Buket Uzuner'in 18 yıl önce okuduğum Balık İzlerinin Sesi kitabından. Gençlik yıllarında okuduğum bu kitaptan pek çok cümle, hayata bakışıma yön verdi diyebilirim. Yukarıda yazılanlar ise insan ilişkilerinde kulağıma küpe yaptıklarımdan biri. Belki biraz şüphecilik barındırıyor içinde ama büyüdükçe onun da sınırlarını ayarlayabiliyor, ayrımına varıyorsunuz.

12 Mart 2012

Biz bu hafta ne yaptık?



Bugünden itibaren "Biz bu hafta ne yaptık?" her hafta genellikle aynı günde bu blogda yer alacak. Her hafta bir aksilik olmadıkça, pamuk kızımla yaptığımız aktiviteleri yayınlayacağım. Ben diğer anne bloggerların çocuklarıyla yaptıklarından etkilendim çoğu zaman ve beğendiklerimi, kızımın severek yapabileceklerini uyguladım. Belki sizin ve çocuğunuzun da hoşuna gidebilecek birtakım uygulamalar bulabilirsiniz burada. Tasarımı bana ait olan birincisini sevgiyle sunarım :).

Malzemeler; havlu peçete ruloları, suluboya (Duru seviyor, su var ya işin içinde, bayılıyorlar.) veya tercihe göre diğer boyalar. Kırtasiyeden alınmış yapıştırmalar (elmalar), plastik göz, kedi bıyığı, ağız ve burun. Bulamazsanız kendiniz de çocuğunuzla birlikte boyayarak yapabilirsiniz. Yine kırtasiyeden alınmış ponpon kulaklar. Bir de yuvarlak dizayn edilmiş köpükler. Başka bir yuvarlak malzeme de kullanılabilir. Bu faaliyetimizde hazır malzeme çoktu ama boyamaktan ve yapıştırmaktan pek hoşlanan kızım çok eğlendi elma ağacını ve kediyi yaparken.

NOT: Fotoğraflar ışığı kötü bir ortamın kurbanıdırlar.

28 Şubat 2012

Elimi tut annem!

Yok, ben sandım ki, ilk günkü sakinlik ve kibarlık devam etmeyecek; Duru "Yeter artık vereceksin memeyi!"  diye yumruğunu bulduğu yere vuracak. Öyle olmadığı gibi, üç gündür meme diye arada bir sızlanmakla birlikte, öyle kibar ve öyle tatlı ki. Neredeyse utanacağım düşüncelerimden ve öngargılarımdan dolayı. O yazdığım ilk gece bir kere uyandı ve istedi ama ben yine aynı sakin ses tonuyla konuşarak, başını tekrar yastığa koymasını sağladım. Sızlandı biraz ama beni hiç üzmedi. Baktım ki uykuya dalması zor olacak, yanıma yattı ve elini tutmamı isteyip yine 5 dakika içinde uyudu. Bir daha da sabaha kadar uyanmadı. Her zamankinden 1 saat erken kalktı o sabah.

İkinci gün yani dün, öğlen uyku saati geldiğinde oralı olmadı, birkaç kere yine meme istedi, yine birkaç kelime ile ikna yöntemini kullandım. Ama o zaten çok üzülmüştü çok sevdiği arkadaşı memenin bu durumuna (sarımsak etkisi). Okşadı, sevdi, cici yaptı ve eli tenimde uyuyakaldı akşamüstü. Akşam da yine zor olmadı hiç. Zaten oldum olası uyku saatlerini geriye çekemedim. Burası da oldukça sıkıcı bir yer olduğundan fazla zorlamıyorum kuzumu disiplinli uyumak konusunda. Hergün belli bir saat düzenli olarak muhakkak uyuyor nasılsa. Ve yine saçını okşayarak, şarkılar, ninniler söyleyerek uyuttum. Dün gece de ilk gecenin tekrarı oldu, bir kere uyandı, su içti ve elini tutmamı isteyip koydu başını yastığına, uyudu.

Bu sabah iki arkadaşım kahvaltıya davet etmiştim, onlarla sohbet ettim. Ferahladım biraz. Onları uğurladıktan sonra biz de Duru'nun talebiyle indik bahçeye. Gezindik, salıncaklara bindik ama burası bildiğiniz gibi değil. Havalar şimdiden çok sıcak. Kış hiç yok, bahar 1-2 ay uğruyor neyse ki. Eve geldiğimizde öğle uykusuna yatması gerektiğini söyledim. Hiç karşı çıkmadan tamam dedi, elini yine tenime değdirerek, göğsüme yaslanıp uyudu.

Nasıl yani? Herşey fazlasıyla yolunda. Fırtına öncesi sessizlik olsa bu kadar uzun sürmezdi diye düşünüyorum. Benim kızım nasıl da büyümüş ve ne kadar hassasmış meğer. Ve de ne kadar anlayışlı. Belki de memenin hasta olduğunu ve bir gün iyileşeceğini düşünüyor. Olabilir mi? Doğru dürüst hastalık bilmeyen (Maşallah!) kızımın oyun oynarken bana ilaç vermesi bu yüzden miydi acaba? 

Bu kadar kolay olması duygu yoğunluğunu azaltmadı tabii. Gözyaşları dindi ama yürek hala kıpırdanıyor. Bana sarılışı, öpüşü, ilgilenişi daha bir kuvvetlendi sanki.

Dün akşam da balığını bir güzel yedi ya değmeyin keyfime!

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails