28 Mayıs 2007

Biz her baharda...


Eşimin ailesini ziyaretimizden döneli günler oldu ama ben bu tatille ilgili yazamadım bir türlü. Baharın gelişiyle peşimi bırakmayan alerjim başta olmak üzere, üzerine eklenen diş ağrısı, işler, telaşlar bugüne kadar sarkıttı yazma planımı. Kayınpederim ve kayınvalidemin yukarıda gördüğünüz manzaraya bakan kocaman balkonlu, müstakil evlerinde güzel birkaç gün geçirdik. Ankara'da sıcaklar bastırmıştı o günlerde ama bulunduğumuz ilçeye hergün az da olsa yağmur yağdı ve hava genelde kapalıydı. O nedenle bahsettiğim kuş cıvıltılı kahvaltı ancak bir sabah yapılabildi balkonda. Diğer günler serin hava, kuşların cıvıldamasına ve bizim açık havada keyif yapmamıza müsade etmedi...



Evin çevresinde kendiliğinden çıkıvermiş papatyaları, yeniden doğan taze yeşil asma yapraklarını yakından doya doya sevdim.


Eşim özlemişti ailesini, memleketini ve de özellikle memleketinin yemeklerini. Annesine bir çırpıda sayıverdi neler istediğini :). Çömlek fasülyesi, çömlek dolması (biber dolması)...Evet tam da düşündüğünüz gibi, bunlar topraktan yapılma çömleklerde pişiyor. Bu çömlekler dışarıda, bahçede bulunan fırınlara konuluyor ve yemek toprak kabın içinde ağır ağır pişiyor. Eh lezzetini de tahmin edersiniz. Fotoğraflanamadan yenilip tüketilmesi de, yemeği tatmak için acele edilmesindendir :).



Bu yemekler fırına konmadan fırının ilk ateşinden faydalanmak için ev ekmekleri yapıldı, yanında gevrekler pişirildi. Kayınvalidemin beni çok seven komşusu sağolsun ki bahçesindeki fırını hazırlayıverdi bizim için. İki deneyimli kadının hamarat elleri hamurları ev ekmeğine dönüştürüverdi. Bu ekmekler hem doyurucu hem katkısız. İşte huzurunuzda sıra sıra ev ekmekleri :)



Kayınpederimin arılarından bahsetmeden yazımı bitirmek istemem. Onları sever, ilgilenir, yanıbaşlarında bir sandalyesi vardır sıkça üzerinde oturur gördüğüm kendisini. Elimde fotoğraf makinesi, arılara sokturmadan kendimi fotoğraf çekmeye çalışırken, bir tanesi kayınpederimin parmağından sokuverdi . Öyle alışık ki bu duruma, pek etkilenmedi. Buyurun, arının ardına bakmadan giderken bıraktığı, can acıtan iğnesi.

22 Mayıs 2007

...Geçmiş bir sakarlık hikayesi...

Uzun bir ara oldu değil mi? Eşim döndükten sonra, birkaç gün burada, birkaç gün eşimin ailesi yanında derken, tatil iyi geldi. Bu tatil, oradan fotoğraflarla birlikte başka bir yazının konusu olacak tabii. Ben yakın geçmişten dem vurarak bir merhaba demek istedim. Dün yazmak istedim ama iki gün ve gecedir hayatımı felç eden bir diş ağrısı ile savaştığımdan başaramadım. Bugün, diş hekiminin verdiği ilacın etkisini göstermesiyle gözüm açıldı ve buradayım işte!...

********

Geçtiğimiz yıl bu vakitlerde, New York'u görüp gezmeden Türkiye'ye dönmeyelim diye düşünerek birkaç gün New York tatili yapmıştık. Bu tatilden, daha o zamanlarda yani döner dönmez bahsetmiştim. Dün akşam çilek yıkarken aklıma geldi, lychee isimli meyveyi ilk defa New York'taki China Town'da küçük bir tezgah üzerinde satılırken yakından gördüm. İlginç bir meyve, içi itibariyle değişik. Öyle geçtik gittik sonra yanından.


Biraz daha dolaştıktan sonra, bizi New York'ta misafir eden Malezyalı arkadaşımız ki kendisi damak zevkine ve yemeye çok düşkündür :), sevdiği küçük bir Hint restoranı olduğunu, oraya gidebileceğimizi söyledi. Yeni tatlar denemeye meraklı ben hemen olur derken, geleneksel memleket tarzını seven eşim biraz duraksadı. Tabii ben ona, New York gibi bir yerde Türk restoranı dışında (ona da bir evvelki gün gitmiştik) gidebileceğimiz en geleneksel yerin bir Hint mutfağı olacağını anlatarak ikna ettim. Haklı değil miyim? "Amerika'nın geleneksel mutfağı" tanımı size de tuhaf, gerçek dışı ve komik gelmiyor mu?


Gerçekten de arkadaşımızın bahsettiği gibi, sıcak, sevimli, özenli ve de küçük bir yerdi. Kapıdan gezi yorgunları halinde girdik, güzel karşılandık ve bir masaya yerleştik. O masum halimizden biraz sonra olacakları kestiremediler tabii çalışanlar :). Arkadaşımızın da tavsiyesi ile siparişler verildi, masa donatıldı. Eşim ve ben damak zevkimize uygun olacağını düşündüğümüz alternatifler tercih ettik. O arada ben içecek olarak Lychee suyu istedim. Hani önceden görmüştüm ya deneyecektim ve tadını alacaktım. Güzel bir servisle geldi meyve suyum. Açlık, yorgunluk, sohbet, kahkahalar, mekan dar, ben uzun, kollar uzun derken nasıl oldu anlamadım, henüz bir yudum almadan lychee suyu dolu bardağın istem dışı bir el-kol darbesiyle havada uçması, meyve suyunun benim üzerime, masaya, yerlere dökülmesi, bardağın yerle teması ile darmadağın olması, buzların heryere saçılması ...herşey saniyeler içinde oldu. Çalışanlar şoku çabuk atlattılar ve sağolsunlar temizlediler, ortalığı hemen düzelttiler. Yeni meyve suyu servisimi yaptılar. Ne yapayım, üzgün olduğumu belirtip, yemeğe devam ettim ben de. Hiçbirşey o an için keyfimizi bozamazdı. Lychee suyuna gelince, tadı hiç de fena değildi :).


Lychee suyunun yanında gördüğünüz ise Hintlilerin ünlü "Paratha"sı. Bizim elde açma gözlemelere benziyor.. Takip ettiğim yabancı yemek bloglarından, Saffron Hut güzel bir tarifini vermiş parathanın. Deneyeceğim bir ara, tabii ki sizinle paylaşırım sonucunu :)...


Yeniden yazmak, paylaşmak çok güzel. Fazla uzatmadan burada olacağım :).

07 Mayıs 2007

*Kavuşma*


Doğruymuş...
Küçük özlemler daha bir kuvvetlendirirmiş aşkı, sevgiyi. Bu bahar benim de gönlümün dalları çiçek açtı. Eşim, sevgilim, suç ortağım yanıbaşımda...

01 Mayıs 2007

Yine gel...

Geçtiğimiz günlerde sevgili İpek ile tanışmamızdan ve bundan duyduğum mutluluktan bahsetmiştim. Bugün, oldukça gecikmiş ama içimde hep dışarı vurulmayı bekleyen bir başka tanışma hikayesinde sıra.


Amerika'da yaşadığımız iki yılın son bir yılında keşfettim ben blog dünyasının ne kadar zengin olduğunu. Mart 2006'da ben de nacizane bir blog sahibi oldum. Bir süre sonra herkesin yazılarını okuyan, tariflerini paylaşan belli bir arkadaş grubu oluyor, bu hepimizin farkında olduğu bir gerçek. Daha yakın hissettiğimiz, daha çok paylaştığımız...

Behiye'ciğimi blogundan tanıdım ve sevdim ben. O sıralar ikimizin de Amerika'da oluşu nedeniyle saat farkının ortadan kalkması, birbirimizin yazılarını ilk keşfetmemizi sağladı ve ilk yorumlarda buluşturdu bizi. Bu da tabii ki hoş bir ayrıcalık verdi. Bunu özel yazışmalar izledi :).

"Behiye" Türkiye'ye geldi geçtiğimiz aylarda. Ailesi ile hasret giderdi, memleketinin havasını içine çekti ve Ankara'da olduğu o kısacık süre içinde beni de ihmal etmedi, aradı. Onun o ince, sakin ve naif sesini duymak çok sevindirdi beni. O haftasonu eşimin izne çıkacak olması nedeniyle önce bir bocalama yaşamış olsam da, onunla buluşmayı ve sohbet etmeyi çok istedim. Sonunda kararlaştırdığımız gibi biraraya geldik. O çıtıpıtı, güzel kadının içinde kocaman, sevgi dolu bir yürek var. İstanbul'a döndüğünde, verdiği sözü yerine getirdi ve buluştukları zaman bir başka tatlı insanın beni mutlu eden sesini duymamı sağladı.

Sonra...
Birgün bir bakıyorsunuz, birşeyleri paylaşmaktan keyif aldığınız, nasıl olduğunu, neler yaptığını gerçekten merak ettiğiniz bir arkadaş kazanmışsınız. Behiye'ciğim, belki kısıtlıydı vakit ama seninle hoş bir sohbeti paylaşmak çok güzeldi. Geniş zamanlarda keyifle biraraya geleceğimiz günleri sabırsızlıkla bekliyorum canım arkadaşım.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails