25 Aralık 2007

*Yanılgı...Rutin ve de Mim

"Öncelikle yazmam gereken bir husus var ki, iki gündür çok şaşkınım. Birkaç ay önce yazdığım bir postta, çevremden birine sitemimi dile getirmiştim. Şaşkınım çünkü, yazdıklarımı aslında kendisiyle uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmayan birisi üzerine alınmış. Oysa yazdıklarım bambaşka bir adrese idi. Üzüldüm, yanlış kişi büyük bir yanılgıyla kendisini ve beni yok yere yıpratıp üzmüş. Ben kendisini kardeş gibi gördüğümden böyle şeyler aklımdan bile geçmez, zaten üzerine alınması da çok tuhaf ve ayrı bir soru işareti. Bana karşı haksızlık etmesini ve kendisini daha fazla üzmesini istemediğimden bu hatırlatmayı yapmak istedim."

Gelelim rutine...
Başından uzattığımız bayram tatilimiz, eşimin ailesini ziyaret şeklinde devam edip, Cumartesi dönüşümüzle son buldu. Pazar gününe ne oldu diye sormayın, anlatıyorum :). Pazar tüm gün, son anda gelen çok sayıda dosyanın tamamlanması için bürodaydık Sabah 11:00'den akşam 19:00'a kadar çalışan vücudumuz ve de beynimiz, tatilde dinlenmiş olduğu gerçeğini çoktaaan unutmuştu işlerimizi bitirdiğimizde. Aynı akşam kardeşim ve eşini görmenin keyfini yaşarken (baharda hala olacağımdan çok heyecanlıyım zaten), annemin tansiyonunun yükselmiş olması beni çok üzdü. Annem son zamanlarda yani anneannemin ölümünden sonra oldukça yıprandı ve henüz toparlanamadı. Daha bir hassas ve kırılgan oldu. Annesini kaybeden birisi için bu durumun doğal olduğunu düşünüyorum. Zaman...

Pazartesi sabahı adliye koşturmacası başladı ve bir icra memuruyla tartışmamın verdiği enerji :P ile işlerimi bitirip döndüm büroya. Bloguma ilk fırsatta yazarım diye düşünürken o fırsatı, yurtdışında olup yakında dönecek olan bir arkadaşımla sohbet ederek kullandım. Bugün de İdare Mahkemesi'nde başlayan günlük maraton, sizinle paylaşarak devam ediyor.

Bugünlerde çok üşüyorum ben. Hastalıklar da peşimi bırakmıyor. Bayram öncesi ve sırasında sesim çıkmıyordu mesela. Canım arkadaşım İpek ile telefonda konuşurken sesim tam bir telefon sapığı kıvamındaydı :)). Belirtmeden geçemeyeceğim; İpekciğim, her zamanki gibi fotoğrafların ve tariflerinle beni mest ediyorsun. Son yapılan birkaç kızlar toplantısına da katılamadım ya, kıracağım şeytanın bacağını artık. Çünkü çok özledim.


Papatyacığım, Bir Porsiyon Öykü kitabının yazarı (gurur ve de keyifle takdim ederim!) sobelemiş beni. Ben de onun tarzından kopya çekip :), sobe cevaplarıma bayram öncesi yapmış olduğum tahinli kurabiyelerin fotoğrafını ekliyorum.

1-) Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?
Mart 2006. Kasırga nedeniyle geçici olarak yerleştiğimiz İndiana Bloomington'da boş vaktimin çok olduğu sıralarda 5-6 ay kadar diğer blogların varlığını keşfedip okumaya başlamıştım. Sonra "Bugune kadar yazdiklarinizi paylastim, bugunden sonra yazdiklarimi da paylassam nasil olur diyerek basliyorum ben de!.." cümlesiyle başladım blog macerama.

2-) Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?

Belli bir çizgide olması için çaba sarfediyorum, benim için içtenlik ve de mesafe aynı anda varolabilir.

3-) Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
Özellikle fotoğraf çekmek konusunda vakit lüksüm yok. Eskisi gibi vakit ayırmakta zorlandığımdan, ışık sorunundan tutun da malzeme bulma :)sorunu bile yaşıyorum. Çünkü mutfağa da daha sınırlı girebiliyorum son zamanlarda.

4-) Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
Hayır. Çünkü benim blogum tam bir günlük ayarında. Benim yazılarımı okumak isteyen ve özleyenlerin varolduğunu biliyorum ama ne zaman içimden geliyorsa o zaman yazmayı tercih ediyorum.Zorunluluk keyfi sonlandırıverir sonra, istemem o duyguyu yaşamak.

5-) Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?
Paylaşmak istediğim sürece...

04 Aralık 2007

Özet

Öğle civarı geldim büroma. Sabah koşuşturması İdare mahkemesi'nde başlayıp, adliyede devam etti, büroda son buldu. Adliyeden çıkınca, göz kırpan güneşe de güvenerek yürüdüm büroya. Kalabalığın verdiği tuhaf sıkıntıyı saymazsak, yaptığım ufak bir mağaza ziyareti keyiflendirdi beni. Biz kadınların alışveriş yapmasa bile arasıra böyle ziyaretler yapması gerekiyor galiba, daha mutlu olmak için :)).


Uzun zamandan beri ilk defa geçtiğimiz haftasonu karnımızı doyurmak için yaptığım rutin dışında mutfağa girdim ve bir çeşit oto-terapi yaptım kendime. Hamur yoğururken rahatladım galiba :). Cuma akşamı hem geçmiş olsun hem de başsağlığı için ziyarete gelen çok sevdiğim arkadaşım ve eşine peynirli tart ve üzümlü, damla çikolatalı, kakaolu muffinlerden yaptım. İş çıkışı olduğundan pratik bulduğum bu iki tarifi tercih ettim. Aceleyle yapınca daha mı güzel oluyor nedir :), arkadaşım çok beğendi.

Pazar sabahı, yine her haftasonu olduğu gibi, hafta içinden kalma alışkanlığı ile vücut saatimin alarmı :) erkenden çaldı. Eh, ne yapayım, kalktım ve mutfağa yöneldim. Mayalı bir hamur yoğurup, dolapta tüketilmeyi bekleyen zeytin ezmesini de kullanarak, bu zeytinli çörekleri yaptım. Özlemişim mutfak terapilerini...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails