30 Ocak 2008

Çorbadan şapkaya...

Ancak böyle bir çorba ısıtabilirdi içimi...


Geçtiğimiz hafta Salı gününü tüm gün evde geçirdim. Hani yazmıştım ya vücudum kırgın diye; hemen onun ertesi günüydü, evde dinlenmeyi tercih ettim. İyi de etmişim, kendime geldim, toparladım biraz sızlayan kemiklerimi :). İşte o gün, akşamüstü battaniyem ve kitabımdan ani bir manevrayla ayrılıp biryerlerde not edilmiş olan bu oldukça besleyici ve de soğuk kış günlerinde höpürdetmek :P için birebir olan çorbayı yaptım. Çorbayı, sevgili Münevver'den tarifini alıp üstüne kendi tarzını ve malzemelerini de katan canım İpek'ciğimin usulüyle denedim. Tarif buradan olduğu gibi alındı ve uygulandı. Yok yok, ufak ve DE zorunlu bir değişiklik oldu, unutmadan yazayım. Patates kalmamıştı evde, havuç kullanıldı onun yerine :). Sonuçta tattığım, malzemesiyle, görüntüsüyle, besleyiciliğiyle ve de lezzetiyle çooook zengin bir çorbaydı. Annelerin çocuklarına yapmaları için muhteşem bir tarif daha! Münevver'e ve İpek'e teşekkür ederim. Şimdi bunları yazarken bile içim ısındı :).

Şu sıralar eski kitap okuma düzenime yeniden dönüyor gibiyim. Bir dönem ucu ucuna okuduğum kitaplar kütüphanede dizili dururken...bir dönem de hiç kitap okumadan geçirdiğim günle(eee)r vardır... Ancak mesleğim gereği okuduklarımı saymıyorum tabii, isteseniz de istemeseniz de okumadan yapamayacağınız bir mesleğe sahipseniz, kitaplar bazen sizin üstünüze üstünüze gelebilir :). Şimdilerde işte tam da bu mesleki olarak okuma zorunluluğunun getirdiği baskı yanıda polisiye okuyarak dinlendiriyorum kafamı. Metroda-trende, bir doktor randevusu öncesi beklerken veya akşam uyku öncesi yarım saat kadar (dayanabildiğim süre bu-uyku saati öncesi kitap okumak bana uykuya dalmak açısından çok iyi geliyor galiba)... Geçenlerde İpek ile konuşurken okumak istediğimiz bikaç kitaptan bahsettik. Alınacak ve okunacak kitaplar listem de uzamakta, bir hale yola koymalı bu listeyi de.

Blog dünyasının sobeleri meşhurdur. Ben de iki arkadaşım tarafından herbiri içinde birçok konuyu barındıran sobelerle görevlendirildim :)). Üzerinde bir miktar mesai harcanması gereken bu sobeleri haftasonuna bırakıyorum. Denenecekler listesine bir-iki tik atabilmek için rutinim dışında mutfağa girerek sobelerin yanına yeni tarifler de ekleyebilirim. Bu da sobelerle birlikte yeni tarifler anlamına gelebilir. Tamamı ile denemelerden alacağım sonuca bağlı bu :).

Bir de hernekadar kolumdaki sinir sıkışması henüz iyileşmemiş ve kendini sıkça bana acı vererek hatırlatıyor ise de, şapka örmek istiyorum kendime bu aralar. Öncelikle rengine karar vermeliyim sonra modeline sonra da uygulamaya geçmeliyim. Dışarıda tonla güzel hazır şapka satılıyorken neyse bendeki bu örme hevesi? Daha önce de yazmıştım ya iki ilmek dürtmek :) bazen rahatlatır insanı. Vakit buldukça. Gelecek kışa yetişir belki...
Resim, http://www.etsy.com/ sitesinden alıntıdır.

21 Ocak 2008

Olan biten...

Yok yok, Pazartesi sendromu değil, aslında ruh halim gayet iyi ama bedenen bir tuhaf başladım haftaya.


Cuma akşamı bir arkadaşıma davetliydik, haftanın yorgunluğunun da etkisiyle erken kalktık, evde battaniye-kitap-gazete-tv... vs kombinasyonları içinde geçirdik uykuya teslim olana kadarki vakti. Cumartesi gün içinde bir iki işimiz vardı halletmemiz gereken, halledildiler. Üstüne bir de yolda bacaklarını havaya dikmiş halde yatan, belli ki geçirdiği bir kaza nedeniyle oldukça zor anlar geçiren bir serçeye ilkyardım yaptık, sıcak bir yere yerleştirdikten sonra eve attık kendimizi. Kocam arkadaşıyla felekten bir akşamüstü çalmaya giderken ben evin derlenip toplanmasıyla haşirneşir oldum istemeyerek de olsa :P. Eh, dağıtırken de isteyerek olmuyor ama bedensel ve psikolojik ağırlığı böylesine etkili olmuyor :)).

Kocanın yokluğunda ev derlenip toplandı. Ertesi gün öğleden sonra geleceklerini haber vermiş olan teyzeleri ve onların aileleri için çayın yanında tadılsın diye düşündüğüm ağlayan pasta, çikolatalı sosu ertesi gün servis edilmeden birkaç saat önce eklenmek üzere yapılıp, hazır edildi. Bu arada anneciğimden aldığım tarifle yaptım ve sonuç mükemmeldi diyebilirim. Bu pastanın öyle cezbeden bir görüntüsü ve öyle karşı konulmaz bir lezzeti var ki... Bir dahaki ağlayan pasta maceram pek uzak olmayacak, tadını damağımda hissetmek için şimdiden gönüllüyüm :) . Bu durumda sizinle bu pastanın güzelliklerini fotoğraflarıyla beraber paylaşmak da pek yakında mümkün olacak!

Misafirlerimiz memnun ayrıldılar, bize de aileyle yapılan hoş sohbetler iyi geldi. Üstüne bir de aynı günün akşamı, yani dün akşam, teklifsiz bir araya gelmekten mutlu olduğumuz, oğullarını çok sevdiğimiz arkadaşlarımız çaya geldiler. Gerçi gündüz misafirlerimiz için yapmış olduğum tatlı ve tuzludan eser kalmamıştı ama zaten önemi de yoktu hiçbirimiz için. Ne olsa yapar yerdik. Öyle de yaptık zaten. Ertesi gün yola çıkacak olan aile babasının da isteğiyle normalde gecenin geç saatlerine kadar oturup sohbet ettiğimiz buluşmalardan birisi olmadı ve erken ayrıldılar.. Ertesi günün işgünü olması da cabası.

Bu sabah yazımın başında yazdığım gibi kırgın bir vücutla uyandım ve dürüst olmak gerekirse, büroma gelmeyi istemedi canım. Ama büromdayım. Yataktan çıkmak ve hazırlanmak öyle zor geldi ki. Sanırım erken çıkacağım, umarım hasta olmadan önce gelip insan vücuduna yapışan kırgınlıklardan değildir bu benimki. Soğuk ve yorgunluk bana savaş mı ilan etti nedir? Daha önce çok üşüdüğümü yazmıştım ya, kansızlık olabilir mi yorumu gelmişti. Yokmuş öyle birşey, geçtiğimiz ay detaylı bir kontrolden geçtim, doktorum sonuçlardan çok memnun. Belki de lahana trendine ayak uydurmalıyım ve kat kat giyinmeliyim. Bunaltır beni, yok yapamam :). Evin beyi de pekmez gibi enerji ve dolayısıyla ısı veren yiyeceklerden uzak durmama bağlıyor bu durumu. Sevmiyorum ama bir pekmez kürü uygulamasına geçsem mi acaba diye içimden geçirmiyor da değilim. Çözüm olacaksa neden olmasın?

Bu aralar fotoğraf çekme isteğim kabardı ama malzeme kıtlığı devam ediyor. Mutfağa girme isteğim de yavaş yavaş geliyor gibi, bu haftasonu yaptıklarım ısınma çalışması gibi oldular. Denemek istediklerim listesi de öyle kabarık ki... arkadaşlarımın hamaratlığını görünce utanıyorum tembelliğimden. Bu hafta listeden bir şıkkın daha üstüne çizik atabilirim. Ne olacağını ben de bilmiyorum şimdilik, bekleyip hep birlikte göreceğiz :)).

11 Ocak 2008

Aklımdan geçenler...

Mutlu başlangıçlar dileyerek başladığım yeni yıla mutlu başladım. Anne-babamın ve canım kardeşimin sevgi dolu seslerini duyarak ve sevgili(eşi)mle şarabımızı karşılıklı yudumlayarak...yani keyifle karşıladım 2008'i. Umarım herkesin dilediğince geçireceği bir yıl olur.

Bugün Cuma ya, pek severim ya ben cuma günlerini, keyifliyim... Sakin bir işgünüydü aslında. Telefonum da her zamanki rutin yoğunluğundan uzak, çok az kere çaldı bugün. Sabah yazmam gerekenleri bitirip, öğleden sonra büromun penceresinden üzerime doğru yayılan güneş ışıklarının verdiği miskinlikle şöyle bir blog turu yaptım, okuyamadıklarımı okudum. Beni tanıyan tanımıştır. Yorum yazılma ve yazma kaygısı olmadan yürütüyorum ben bu blog macerasını. Linkler konusunda da aynı. Kimse kimseyi rahatsız etmemeli bu konuda. "Aman tanrım! Ben onu linklerime ekledim ama o beni eklememiş!" gibi olgunluk dışı, yapay anlayışlar hiç bana göre değil. Böylesi kaygılardan uzak olunca daha bir içten olabiliyor insan. Bunun için aslında somut bir örneğim de var ama kendisini ve etrafında yarattığı izlenimden dolayı onu sevenleri rencide etmek istemediğimden örneklendirmeyeceğim bu konuyu. Blog blog dolaşıp link verme sohbeti yapmadan da aynı ilgiye ulaşabilir insan. Neyse, şimdilik burada kesiyorum bu konuyu yoksa gerisi gelecek :). Ben, beni isteyerek tıklayan(karşılık gözetmeden) ve okuyan insanların varlığını bilmenin hazzını değişmem bu tür yapay ilişkilere.

Bu akşam için anneciğimi ve babacığımı çaya davet ettim. Kocam ve annem-babam-kardeşim çok iyi anlaşırlar. Herbiri birbirine saygı ve sevgi ile yaklaşır ve bu beni öylesine mutlu ediyor ki. Birbirini gerçek anlamda anlamak, sevmek, değer vermek, paylaşmak, nerede nasıl davranacağını bilmek, açık ve de içten olmak... Sahip olduğum tüm bu güzelliklerin mutluluğunu doyasıya yaşıyorum. Yalnız akşam çayın yanına ne yapsam bir türlü karar veremedim. Vaktim yok, tek çeşit. Tatlı olsun istiyorum. Evdeki pastabanı değerlendireyim en iyisi, sade bir pasta olabilir mesela. Kulağa fena gelmedi, pasta! Evet evet en iyisi bu :).

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails