30 Nisan 2008

Işıklar içinde yat...

Sabahtan beri, yakamda o pırıl pırıl gençliğinin simgesi resmin ile - boğazımda kocaman bir düğüm - adımladım adliye koridorlarını. Seni tanımıyordum ama önce meslektaşın sonra bir "insan" olarak diliyorum ki bu cahillik, bilinçsizlik, bu duyarsızlık son bulsun. Avukat sadece "avukat"tır.

21 Nisan 2008

Sayıklama


Bu sene çok erken başladım "Tatil istiyorum!" sayıklamalarına. Daha Nisan ayının ortalarında bunu yaparsam, vay benim halime. Anlaşılacağı gibi hem zihin hem beden yorgunluğu hakkımdan geldi. Özellikle geçen hafta sonu başlayan işle ilgili stresli günler uykusuz bıraktı beni. İşle ilgili dediysem tamamen işle ilgili yani bir müvekkilimizin hakkındaki şikayet sonrasında açılan ceza davasının ilk duruşmada beraat kararı aldık ama biz de dinginlikten, huzurdan, rahattan hüküm giydik o hafta. Deniz ve İpek beni aradıklarında ikisine de aynı cümleyi kullandım. "Kafama balyoz yemiş gibiyim!" :P.

Hakikaten tatil istiyorum ben. Şu durumda tek seçeneğimiz bir hafta sonu kaçamağı. Kaçamak kelimesi sanki olumsuz bir izlenim veriyor değil mi insana :D. Oysa "haftasonu tatil kaçamağı" deyince nasıl da güzellikler barındırıyor içinde ve de ne hoş geliyor kulağa. Ama orada da duruyorum çünkü koca yok. Askerlikten sonra bir başladı iş gezileri, dur durak bilmiyor. Öyle ki, yaz tatilini bile birlikte yapamamıştık onun Yunanistan gezisi yüzünden. Ben Akdeniz sularındayken, o Ege sularında hem iş hem tatil yaptı. Yine yok adam. Bul ki bir haftasonu tatile gidesin. Neredeee! Dün yolcu ettim yine. Bu sefer yurtiçi ama bir yorgunluk işte insana. Sonra tabii ki adam haftasonları evinde dinlenmek ister. Karısı da havadar bir faaliyet. İkisi de haklıdır ama çıkar yol bulunamaz. Mayıs ayında şeytanın bacağını kırmaya niyetlidir kadın. Yani "Ben"!

O da olmazsa kendimi mutfak faaliyetlerine verir sizin için çalışır çalışır, yeni tariflerle dönerim. Şimdi koca yok, yine annem ve babamlayım. Pek bir rahatım, sıkıntım yok -sevdiğim adamı özlemek dışında- yemek derdi yok, evişi derdi yok, annemin babamın yanıbaşında...

...
lüküs hayat
lüküs hayat
bak keyfine yan gel de yat
ne guzel sey
oh ne rahat
lüküs hayaaaat!
...

10 Nisan 2008

Benim de


hayallerim,
düşüncelerim,
sevinçlerim,
dargınlıklarım,
hayalkırıklıklarım,
çılgınlıklarım,
beklentilerim,
kahkahalarım,
kızgınlıklarım,
keşkelerim,
gözyaşlarım,
mutluluklarım...

var.


NOT: Fotoğraf mutfak penceremin önünden.

09 Nisan 2008

Dünyayı Güzellik Kurtaracak!


Bloglar arası oyunlara katılmakta hep gecikiyorum. Yine öyle oldu ama Acemi Aşçı İpek ve Nym'in davetiyle, üzerinde hassasiyetle durulması gereken bu konu için birkaç cümle de ben yazayım. Mim'i Doctus forum sitesi başlatmış. Bir avukat olarak bu konuda pekçok şey duyuyor ve okuyorum ama karşılaştığım veya okuduğum herbir olay beni her seferinde derinden sarsıyor ve prensip sahibi olmamda yol gösteriyor. İşin mesleki kısmını bir yana bırakırsam, gittikçe kirlenen dünyayı güzelliğin kurtaracağına inanıyorum ben de.

Çocukluğumdan hatırladığım bir detay, birkaç arkadaşımla öğretmenlerimizden birinden aldığım mandolin dersleridir. Mandolinimle çalmış mıydım bu şarkıyı bilmem ama nedense ilk aklıma gelen bu oldu:

Ilgaz Anadolu'nun
Sen yüce bir dağısın
Baharla yeryüzünde
Güzellerin bağısın

Yalçın kayalıkların
Göklere yükseliyor
Senin dumanlı başın
Bulutları deliyor

...

Beni, ruhumu okşayan harika sözcüklerle sobeleyen İpek'ciğimin yazdığı gibi zinciri koparmıyorum ve yazdıklarını severek okuduğum Nihan'ı zincirin bir halkası olmaya davet ediyorum.

01 Nisan 2008

Renkli


Havanın kapalı olmasının sıkıcılığı bir yana, yağmurdan hiç şikayetim yok. Geçtiğimiz yaz başkent olarak çektiğimiz susuzluk problemi hiç aklımdan çıkmıyor. Sadece bizim yaşadığımız şehir değil tüm dünya kuraklık sinyalleri veriyor ki yağmur yağdıkça benim mutluluğum büyüyor. Bu çok derin ve hassas bir çevre konusu, herkesin kendi üzerine düşeni yapacağından da şüphe duymak istemiyorum. Bu arada iki sürekli takip ettiğim arkadaşım tarafından sobelendim, hem de oldukça hassas ve mutlaka üzerinde durulması gereken başka bir konuda. Bir sonraki yazımda değineceğim.


Gelelim yukarıdaki güzellere. Geçtiğimiz sene de bir bahar yazısında yazmıştım, bahçemiz yok bizim ama kocaman bir balkonumuz var diye. Şimdilik balkon havası gelmediğinden, odalarımızdan birinde , odanın çeşitli köşelerinde, pencere önlerinde yaşatıyorum bu güzelleri ben. Her akşam uykuya dalıp, her sabah gün ışığı ile uyanışlarını görmek keyif veriyor bana. Geçen sene sitemizin çok sevdiğim bahçesinden aşırıp :P evet yanlış okumadınız, aşırıp evde saksılarımdan birine diktiğim ve sonradan adının kedi tırnağı olduğunu öğrendiğim azgın çiçeğin tohumlarını saksısında bırakmıştım. İki hafta önce sulamaya başladım ve hafta sonu sürpriz merhabalarıyla uyandım minik filizlerin. Biraz daha serpilsinler, paylaşacağım sizinle. Menekşelerim hala çiçek açmadılar. Araştırdım ve uygulamaya geçtim, sizin yorumlarınızdaki tavsiyelerinizi de gözardı etmiyorum tabii. İki menekşeden birini kocam birini ben olmak üzere paylaştık ve ikimiz de kendi uygulamalarımızla bakıyoruz kendi menekşelerimize. Bakalım hangisi daha önce çiçeklenecek. Umarım ikisini de ziyan etmeyiz :D.
Soğanlı çiçekleri yani sümbül ve laleyi ilk defa aldım bu sene. Becerebilirsem soğanlarını muhafaza edip gelecek sene de kendileriyle baharı karşılamak istiyorum. Tüm bu renkler beni gündelik telaşların, iş koşturmacasının stresinden biraz olsun uzaklaştırıyor. Evde çiçek olup olmaması farketmez diye düşünen kocamın bile bir menekşeyi sahiplenmesi, bakımını üstlenmesi çok hoşuma gitti açıkçası.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails