16 Aralık 2010

Huysuz ve tatlı keçi!



Bıkıp usanmadan günde belki 100 defa üst kata çıkmak üzere merdivenlere koşarak yol alan ve izin verildiğinde merdivenleri kendinden beklenilmeyecek bir hızla tırmanan...
Cep telefonunun oyuncak olanının yüzüne hiç bakmayıp, gerçeğini (tabii ki kapalı) elinden düşürmeyen ve çok ciddi iş görüşmeleri yapan, arasıra da anneannesini arayan...
Şu sıralar en favori yemeği yumurtalı ıspanak kavurması olan...Mandalinasını kendi kendine soyup, bir güzel yiyen...
Beni seviyor musun diye sorduğumda başını göğsüme yaslayan..

    ...keçi bizim evde yaşıyor.






11 Aralık 2010

2011 !.. Mimledim seni ona göre!


Ece'nin annesi Betül beni mimlemiş:

Yeni yıla nasıl ve kimlerle girmek istiyorsun?

Yakın bir zamanda yurtdışı tayinine gitme ihtimalimiz olduğunu düşünürşek yeni yılı ailemizle karşılamak yapılacak en iyi şeydir. Duru da kuzeniyle ortalığı birbirine katacaktır, bundan güzel yeni yıl karşılaması mı olurmuş? :)

Yeni yıldan beklentilerin neler?

Eğer bahsettiğim yurtdışı görevi gerçekleşirse; kızımın ve bizim sosyal hayatımız için olabilecek en iyi yer olmasını isterim dolayısıyla en büyük beklentim bu yönde ama önce sağlık olması kaydıyla.

Yeni yılda neler yapmak istiyorsun?

Duru 2 yaşına yaklaşırken onun sosyal ve fiziksel gelişimi için ne gerekiyorsa onu. Ve kendim için "yapmak istediklerim listesi"nde yer alan birkaç şeyi daha. Gerçekleştirince paylaşmak gerek sizinle. Bir de okumayı planladığım kitapların kokusunda kendimden geçmek istiyorum, ötesi yok.

Yeni yıl sence ne demek?

Yeni başlangıçlar...
Rakamların devir teslimi...
Kızımın buklelerinin biraz daha belirginleşip uzaması :)...
Biraz geçmişin muhasebesi, yanısıra geleceğin ön muhasebesi...
Çok sevdiğim 30'larımın sonuna doğru yol almak...
Yeni keşifler, belki yeni dostluklar, iyi kötü yeni havadisler ve de en değişmeyeni, yeni yeni hayaller...
...
demek.

Yeni yılda ne olursa çok mutlu olursun?

Ufak tefek şeyler beni mutlu eder zaten. Beklentlerin ne kadar büyürse hüsranı da o kadar yaralayıcı olabiliyor. Kızımın hip*hop'çılar (abartmıyorum) gibi dansetmeye devam edişi, kocamın benim için pişirdiği hamsi tava, daha bir sürü şey. Yok öyle gereğinden fazla para pul beklediğim, zaten çok zenginim ben :P.

Yeni yıla dair mesajın nedir?

 Ne diyeyim, dilediğince geçirsin herkes yeni yılın her gününü. Her bakımdan bonkör bir yıl olsun 2011.

03 Aralık 2010

Sonbahara Veda Ettirildim.


Evet evet tam da böyle oldu, tatlı bir el alıp süpürgeyi sonbaharın söz dinlemez sarı örtüsünü kaldırıverdi ortalıktan. Olması gereken buydu belki de, herşeyin bir zamanı vardı ve işte o vakit gelmişti. Bir türlü vedalaşmak istemeyen sonbaharı Duru usulü kovaladık ama... bana mısın demedi. Bugün, hatta şimdi Duru uykunun taa içindeyken giriverdi yine pencereden içeri yağmur sonrası güneşiyle. Isıttı beni. Pencereyi açtım sonuna kadar, ağaçların dallarına tutunmaya çalışan parlak yağmur damlalarını daha iyi görebilmek, kuşları daha iyi duyabilmek için.

Ve de baktım ki yine ortalık sapsarı. Görmesin benim adı gibi duru kızım, kışa hazırlık temizliğinin gitmemekte direnen ve bence çok da iyi eden sonbahar tarafından sabote edildiğini.



26 Kasım 2010

İtiraf ediyorum: Kızımın buklelerine aşığım!

  • Dün evdeydik kızımla tüm gün, sadece bahçemize çıkıp hava aldık biraz. Kasımpatılarımızı sevdik. Fotoğrafları yüklemeye fırsat bulamadım ki nerede kasımpatılar sorunuza birkaç kare fotoğrafla cevap vereyim.
  • Yemek de yapmadım, sevgili kocam evin demirbaşı olmasına rağmen umduğunu değil bulduğunu yedi.
  • Yine dün, her haliyle ruhuma ipek etkisi yapan o güzel kadınla konuştum telefonda.
  • Gönlümce kitap okumayı delicesine özledim.
  • Yeni bir fotoğraf makinesi istiyorum. Günlük çekimlerden öte gitmeliyim, içimdeki canavar ama acemi fotoğrafçı böyle söylüyor :).
  • Parça bölük gece uykularından şikayet edersem emzirme yandaşlığımı kendim baltalayacağım, vazgeçtim.
  • 2.5 yaşında akıllı, zeki, konuşma yeteneği yaşıtlarının çok çok üstünde gelişmiş ve esprili bir sarı kuşun halası olmaktan müthiş bir keyif alıyor ve haz duyuyorum.
  • Bahçemizdeki gazelleri süpürmüyorum, sonbahar bu değil mi zaten?
  • Her gün perdelerimi açıp önce içerideki her daim çiçekli menekşemi sonra bahçemde hala açmaya devam eden sardunyalarımı seviyorum. Ne yalan söyleyeyim; pencere demirine astığım sarımsakları da seviyorum.
  • Duru da komşulardan birinin olduğunu düşündüğüm, sıklıkla penceremizin cumbasında miskinlik yapan Minky'i seviyor pencerenin bu tarafından. Adı boynundaki tasmasında yazıyor.
  • Geçenlerde komşularımdan birine bu durumu adet haline getirdiğinden, kapıda ve evde danışma mercii (mesleki anlamda) olmadığımı olabildiğince kibar bir dille anlatmak zorunda kaldım.
  • Kocamın mesai saatleri belli bir memur olduğunu sanıyordum, yanılmışım. Son zamanlarda adam eve hiç saatinde gelemez oldu.
  • Her hafta hamsi günümüz var. New Orleans'ta yaşadığımız yıllarda yiyemedik ya acısını çıkarıyoruz... hala!
  • Uzun zamandır denemek istediğim kadayıflı muhallebili tatlıyı denedim ve ilk denemede Bingo!. Müthiş birşey bana göre ama sıklıkla yenmemeli. Bir ara paylaşmayı umuyorum.
  • Yazmak istediğim onca şey varken oturdum çıfıt çarşısı bir yazı yazdım. Oradan buradan karıştırdım, ortaya sundum. Neresinden tutrsanız tutun artık...
                                   Uykuya teslim bayrağını çektim ama yine geleceğim.

09 Kasım 2010

16 buçuktan 17 aylık :)

 
17. ayın tam ortasındayken ilk aklıma gelenler:

 
  • İstisnasız kendisine hitaben söylenen herşeyi anlıyor. Bu epeyce bir zamandır böyle. Geçenlerde kocamla Duru'nun tokası ile ilgili konuşurken, saçından çıkartıp bana verdi tokasını. Bazı zamanlarda ağzım açık kalıyor nasıl anladı bu konuştuklarımızı diye. Artık sadece kötü kelimeler kullanmamaya değil, her konuşmanın içeriğine de çok dikkat etmeli.
  • Kaçma kovalama yakalama ve hatta yakalayamama oyununa bayılıyor.
  • Söylenen herşeyi anlıyor ve kendisinden istenileni yapıyor.
  • Tv yi açıp kapatıyor.
  • Çekmeceler hala ilgi alanımızda, ellerimizi kıstırıyor, evet canı acıyor ama vazgeçmiyor.
  • Pusetinin arkasından tutarak kendi sürüyor ve bunu büyük bir ciddiyetle yapıyor.
  • Mesele kavun, üzüm, kaşar peyniri ve zeytin vs ise kendi başına çatalını kullanarak pek güzel yiyor.
  • Yulaf ezmeli üzümle pişirilen sütü seviyor. Tat versin diye bisküvi veya bal veya pekmez katıyoruz. Şeker asla. Ama nadiren de olsa şekerele hazırlanmış sütlü tatlıların tadına baktırıyorum.
  • Uykuya hala memede dalıyoruz, bazen bizim yatakta bir o yana bir bu yana kıvrılarak, devrilerek, yuvarlanarak ama yine geç saatlerde.
  • Evde gezinirken mutfak masasının, özellikle tezhgahın üzerindekileri almaya başladı, artık maximum dikkat gerekiyor.
  • Söyleyebildiği kelimeler: Anne, baba, dede, anniannii (= anneanne), mer (= ver), mamma, memme ve daddaa (lamba oradaaa) lamba nerede sorusunun baş kaldırılıp lambaya bakarak cevabı :)
  • Telefonu eline alıp profesyonelce kulağına götürüp, anlatıyor da anlatıyor. Ünlem de var cümlelerinin sonunda, soru işareti de ama pek hararetli bir konuşma oluyor genelde.
  • Altını değiştirirken ve üzerini giydirirken hırçınlaşıyor.
  • Kuşlara ve kedilere pek ilgili, görünce koşturuyor o tarafa ama sonuç hüsran, söyleniyor bu durumda ama nafile.
  • Taklit ediyor her yapılanı. Elinde bez yerleri, koltukları siliyor. Babası ellerini siler mi diye sorduğunda koşa koşa gidip babasının ellerini de siliyor :).
  • İstenilen hemen herşeyi getiriyor, bulamazsa arıyor odanın içinde. Cep telefonunu kapatıyoruz, ışığının yanmadığını farkederse kesinlikle reddediyor ve elinden fırlatıyor. Kızıyor kapalı bu ben konuşamam diye.
  • Tarhana çorbasına bayılıyor. Bu nedenle pek değişik versiyonlarıyla pişiriyorum. Kimi zaman etle kimi zaman sütle vs. Balığı eskiden reddetmeden yerdi şimdilerde haftada bir kere zorlanarak yiyor.
  • Limonu bayıla bayıla yiyor, ekşi sevmeyen babası şaşkınlıkla, limon sever anne ne var bunda şaşıracak şeklinde izliyor.
  • Yatak osadında benim çekmecemden aldıklarını kendi çekmecesine götürüp yerleştiriyor. Her seferinde tek parça alıp iki çekmece arasında müthiş hırslı bir koşuşturmaca yaşıyor. Görmek lazım :).
  • Seyahate çıkarken biz yerleştiriyoruz valizi o boşaltıyor.
 Bunlar dışında yeme-içme düzenimiz anne sütü dışında süt içmeye pek istekli olmaması dışında gayet iyi. Ben de süt ile hazırlamaya müsait olan herşeye katıyorum sütü ki o şekilde faydalansın. Doktor kontrolüne gitmedik son bir ay içinde. En son su çiçeği aşısı için gitmiştik. Hoş doktorumuz da sorun yaşamadığınız müddetçe getirmeyin hastaneye, buralar hastalık yuvasıdır dedi. Hele ki kış mevsiminde. Kalabalık günlerinde alışveriş merkezlerine de götürmeyeceğiz artık. Son iki haftadır genzi dolu doluydu ve burnu tıkandığından rahat uyuyamıyordu ama bugün dikkat ettim son bulmuş gibi.

İlk dişi 9. ayda göstermişti kendini, sonra yavaş yavaş 7 tane oldular ama birkaç aydır hiç belirti yok diğerlerinden. Doktora ilk gidişte sorulacaklara ekledim hemen kafamdaki bu diş gecikmesini.

Bana gelince gayet iyiyim çünkü kafamı yoran iki dosyadan biri ilerleme kaydederken diğeri sonuçlandı. Kocaman bir nefes aldı içim dışım, oh be!

Bahçeye ya da en azından kapının önüne kocaman kasımpatılarla dolu saksılar koymak için can atıyorum ama vakit bulamadım daha almak için. Komşu bahçelerdekilerle idare ediyorum şimdilik.

O kadar çok şey var ki kafamda ve o kadar çok yazasım var ki ama yazmak isteğim en üst seviyedeyken vakit bulamıyorum, vakit bulduğumda da uykusuzluktan ve yorgunluktan nasibini almış bedenim yalpalarken, gözkapaklarımın üstünde kocaman cüsseli adamlar oturuyorlar ki aralayıp da yazamayayım.

Hazır baba-kız uyuyorken gidip makineden çamaşırları çıkarıp asmalı.............


19 Ekim 2010

Mutfağın fendi... ( Top 5 )



Ben ve sevgili(m) kocam New Orleans'ta yaşadığımız dönemlerde keşfetmiştim blogların varlığını. Ünlü Katrina kasırgasının yaşadığımız şehri vuracağı haberini almış, tıpkı filmlerdeki gibi uzunca bir kasırgadan kaçan araç konvoyunun içinde bulmuştuk kendimizi. Oldukça maceralı olan kasırga sonrası bu ilk günleri atlattıktan sonra kocam yüksek lisansına geçici olarak Indiana* Bloomington'da devam etti. Sakin ve muhteşem bir sonbahar arkasından da çetin bir kış geçirdiğimiz bu kuzey şehrinde bol olan boş vakitlerin bir kısmı  tarafımdan internet başında harcanırken, karşıma çıkıvermişti bloglar. Kasım 2005 gibi bazı blogları düzenli takip etmeye başladım. Ocak ayında tekrar döndüğümüz yaralı  ama hala renkli New Orleans'ta devam ettim. Mart 2006 benim blog günlüğüme başlangıç tarihimdir.

Daha çok kendi iç dünyamdan, günlük hayatımdan ve mutfağımdan paylaşımlarım vardı o zamanlar. Hayat oyunumuzun henüz başrol oyuncusu teşrif etmemişti aramıza. Kızımız gelmeden önceki dönemde bir süre ara vermişliğim de var ama yine buradayım bir süredir. Yalnız artık zamanımın çoğunu işime ve özellikle kızıma ayırdığımdan mutfak paylaşımlarım pek aza indi. İşte tam da bundandır hala bir zamanlar sevilerek ve merak edilerek okunduğunu düşündüğüm blogumda istatistiklerin ilk dördünde yemek veya pasta tariflerinin oluşu.

Beni mimleyen anne müdürü sağolsun yeniden eski günlere götürrdü beni.
Buyurun bunlar da benim blogumun ''En çok okunan 5'' i.

1- Muffin denemesi ... Evet evet ilk denememdi ve yorumlarda da deneyenlerin belirttiği gibi lokum gibi olmuşlardı.

2- Baharatlı marine edilmiş tavuk ... Yemek etkinliğine katıldığım tavuklu tarifim.

3- İmece usulü kıymalı pide ... Kocamla birlikte hazırladığımız nefis pidenin tarifi.

4- Peynirli tart ... Denediğim ve sonucundan çook memnun kaldığım tuzlu tariflerinden biri.

5- Nehir'e veda ... İçimi yaktın canım kızım, ışıklar içinde yat tatlı kuzum benim.

Varlığından büyük mutluluk duyduğum dostum, sırdaşım, aşçılığındaki acemiliği sadece sitesinin adında kalmış olan İpek'ciğim ve canım arkadaşım Nezaket ben de sizinn en çok okunanlarınzı merak ediyorum.

14 Ekim 2010

Yazacak ne çok şey varmış meğer...


 Hala önceki yazımdaki enerjiyle güne uyanıyorum, üzerimden dozer geçmişçesine güneşi batırıyorum. Moralim de motivasyonum da benimleler, yok bir arıza anlayacağınız. Geçtiğimiz hafta kızıl olan saçlarımı açık kumrala dönüştürmek için kuaförüme rotayı çevirmekle başladı bendeki rutini bozma eylemleri :). Öyle kolay bir işlem değil, açıyorlar saçın rengini sonra boyuyorlar. Emziren bir anne olarak azami dikkat göstermeye çalıştım ve kuaförüme açıcı maddeyi derime sürmeden işlemi yapması için rica ettim. O da beni kırmadı ve özenle yaptı işini. Ancak boyama kısmına gelince mecburen boyayı diplere de sürdü çünkü saçlarım genetik kodlamamdan kaynaklı beyazlarla dolu. Öyle idare edilir sayıda değiller ve kalın telli, dalgalı saçlarım boyatmayınca pek bir bakımsız hal alıyorlar. Mümkün olan en uzun aralıklarla yaptırdığım boyamalar emzirmem dolayısıyla içimi sızlatıyor ama artık bu bakımsız görüntü beni mutsuz ediyordu. Depresif ruh halimi ona yansıtmamak ne mümkün...
Neyse aynadaki halimden memnunum şimdi. Fazla kilolarımı kışkışlamaya da başladım. Ama yavaş yavaş terketsinler beni. Eğer şok diyetler uygularsam ki hiç bana göre değil ve sağlıksızlar, ışık hızıyla üşüşüverirler başıma yine.

Epey zaman olmuş Duru kuşumdan bahsetmeyeli. Anne müdürü yorumunda Duru'dan haberler beklediğini yazınca uyandım ve işte yazıyorum:

  • 16. ayın içinde ve hızla büyüyor. Her gün yeni bir halini görüyor ve mümkün olduğunca bu durumun keyfini çıkarıyorum.
  • Bir önceki hafta su çiçeği aşısını da oldu. Hastane kapısından girer girmez dudağını sarkıttı ve yüzünü astı. Doktorunu pek severdi, bu sefer hiç hazzetmedi kendisinden ve her zaman çok takdir ettiğim nazik ve sabırlı muayene şeklinden.
  • Eylül başından beri desteksiz yürümeye başladı. Şimdilerde paytak paytak koşmakla meşgul.
  • Oyuncaklar da neymiş, bizim kuzucuğun derdi ıslak mendil poşetlerini açıp teker teker boşaltmak. Mendillerle kendi vücudu başta olmak üzere, sehpa, koltuk vs siliyor.
  • Çok esprili, göbeğini ve burnunu sorulduğunda rahatlıkla gösteriyor ancak kendi keyfi gelirse. Yoksa siz istediğiniz kadar sorun, başını yana çevirip muzip muzip gülüyor veya homurdanıyor.
  • Telefonu kulağına götürüp konuşmaya ki ne konuştuğunu anlayan varsa beri gelsin, bayılıyor. Zarar verir endişesiyle kapatmışsak telefonu çok kızıyor ve atıyor hışımla.
  • Yemesi yeniden düzene girdi gibi, boy-kilo bakımından yaşıtlarının önünde gitmesine rağmen birşey yemediğinde geriliyor insan. Ancak üstüne fazla düşmeyerek atlattım.
  • Meyve konusunda tam bir canavar. Kavun, karpuz, kivi, elma, armut ve özellikle üzüm... bayılıyor meyveye. Kimin elinde görürse meyve tabağını, sevinç nidalarıyla oraya yöneliyor. Meeer (r harfi varla yok arasında) diyor. Ver!
  • Koltuklara tırmanmaya ve evet en sonunda çıkmaya başladı ki dün arkamı döner dönmez koltuğa çıkmış neredeyse havada uçuş yapmak üzereyken yakaladım onu. Henüz güvenli inişi her seferinde başaramıyor.
  • Sesli çalışan her alete öyle sayıştırıyor ki, neler anlattığını çok merak ediyorum doğrusu. 
  • Kıvırcık saçları kendim de oldukça dalgalı saçlara sahip olmama rağmen büyülüyor beni. İnsan kendi çocuğuna nasıl bir gözle bakıyorsa artık, pek bir etkileniyor onun hallerinden ve görünüşünden. Kuzguna yavrusu anka görünürmüş hesabı işte. 

  • Fotoğrafını çekmek ve videoya almak uzun zamandır mesele oldu. Çünkü makineyi görür görmez heyecanla üzerime yürüyor almak için veya elleini kaldırıyor ki almak için fotoğrafını çekemeyeyim :). Aldığında da açıp açıp kapatıyor, makinenin mefta olması yakındır.
  • Bulaşık makinesini açmamla yanımda alıyor soluğu. Tabakları yerinden çıkarıp bana uzatıyor dolaba yerleştirmem için. Bizim evde imece var şekerler ya sizde? : P Bu hafta zaiyat var epeyce: 1 kupa, 1 kavanoz, 1 tabak. Kendileri için tehlike yaratmakta çok ustalar, azami dikkat gerekiyor zarar görmemeleri için.
  • Çekmeceler hergün defalarca onun tarafından boşaltılıp benim tarafımdan yerleştiriliyor.
  • Uyku düzenimiz değişiyor gibi. Zaten geç yatıyordu ama geç kalkmaya da başladı ve böylece öğleden önce uykularımız yerini tek öğleden sonra uykularına bırakacak gibi görünüyor. Böylelikle akşam da daha erken uyuyacak sanırım. Bu ara 10:30 da uykuya dalıyor. Evet hala memede uyuyor ve gece emmek için birkaç defa uyanıyor.
  • Tam bir dışarı kuşu olmuştu ki hava soğudu. Ne yaparız bundan sonra bilmem. Hemen evin yanındaki parka kısa turlar yapmaktan başka çare yok.
 Ne çok şey varmış yazacak meğer. Daha devam edip sıkmayayım, ara ara yazarım artık. Son birşey var anlatacağım ki oldukça canımı sıktı geçtiğimiz hafta sonunda.
Pazar günü Ankara Barosu seçimleri dolayısıyla zaten dışarı çıkacaktım. Kocamla Cumartesi akşamı konuşup sabah birtakım ihtiyaçlarımızı almak için alışveriş merkezine uğrayıp sonra oyumu kullanmam için fakülteye gidecektik. Pazar sabahı erken çıktık evden ki alışveriş merkezi kalabalıklaşmadan işimizi bitirelim. Malum havalar soğudu ve kış mevsiminde doktorumuzun tavsiyesi üzerine,  hastalık mikroplarının en yoğun olduğu yerlerden biri olan bu merkezlere pek gitmiyoruz biz . Pazar sabahı bizi AVM'ye bırakan kocam organik pazara gitti sebze-meyve almaya. Duru ile ben de alacaklarımızı aldık. Bu arada kuzucuğa ilgi çok, o da bize yapmadığı şekerlikleri yabancılara yapıyor. Derken genç bir kadın eliyle Duru'yu çenesinden seviyor. Eli kuzunun ağzına değdi değecek. Bir oldu, iki oldu yok dayanamadım. Elimizle yüzüne dokunmuyoruz lütfen dedim.

Nereden dedim, kadın sazı aldı eline. Yok efendim yanlış yapıyormuşum, çocuğumun bağışıklığı gelişmezmiş, çabucak hastalanırmış. Tüm bunları ben de biliyordum ve zaten bu sebepten gerekenden fazla hijyen uygulamıyordum kızımın yaşamında. Ama iş bir yabancının eliyle mıncıklanmaya gelince dur bakalım orada! Kadın söyledi söyledi, hiç sonu gelmeyecek sandım.
Ben tek bir soru sordum ona ve haklısınız deyip uzaklaştı yanımızdan. ''Sizin tuvaletten çıkınca ellerinizi yıkadığınızdan nasıl emin olabilirim?''
Nedir bu dokunarak sevme merakı anlamadım gitti. Kendi yeğenini bile 1 yaşından sonra öpmeye başlamış biri olarak anlayamıyorum bu uygunsuz tavrı.

Ha ikinci bir sinir harbi de bir mağazanın içinde yaşadım. Bir genç adam cep telefonunu bize doğru kaldırıp, Duru'nun fotoğrafını çekip çekemeyeceğini sordu kocama. Tabii ki cevabımız olumsuzdu. Belki tamamen iyiniyetle, kızımızı çok tatlı bulduğu içindi bu isteği ama ben çok katıyım bu konuda.

Nedir bu  ne yaptığının farkında olmama durumu yahu? Bu kadar mı yitirdik farkındalık erdemini biz?



05 Ekim 2010

Hoooop!


Günlerdir aradığım motivasyon, bu sabah aynaya baktığımda ne olduğunu anlayamadan hoooop diye atladı üstüme ve beynimdeki yerini aldı. Tuhaf bir ''Artık vakti geldi!'' kararlılığıyla uyandım. Tek bir şey değil tabi vakti gelen, liste kabarık ama bu kararlılık beni götürür sonuca, kendimi tanırım. Oh be sırtımda kocaman bir öküzü taşıyormuşum da haberim yokmuş, öküz öldü benim aslında tam da adını koyamadığım ama pekçok şeyi ertelememe sebep olan bu tembel ruh halimle ortaklığım da bozuldu.

Vay be dünyayı kucaklayasım var!


30 Eylül 2010

Son Durum



Fazla söze gerek yok, son durum budur.


25 Eylül 2010

Benden söylemesi...


Burada  kısaca yazmıştım.

New York'ta izlediğim ilk ve tek Broadway müzikali ama çok başarılı, etkileyici ve de oyuncu performanslarıyla hayran bırakan bir müzikal. Müthiş keyif almış, bayıla bayıla izlemiştik. Eğer orjinal kadrosuyla buradalarsa gidecek olanlar çok şanslı.

Fazla söze hiç lüzum yok: Fırsatı ve imkanı olanlara  ''Mutlaka izleyin!'' diyorum.

21 Eylül 2010

Sonbahara Hoşgeldin Partisi.

Posted by Picasa
Bahar insanı olarak ki iki bahar için de geçerli bu, mutluyum. Hoş Eylül'ün gelişini kutlayamadım daha. Nasıl mı kutlayacaktım? Serinliğin iyiden iyiye kendini hissettirdiği bu günlerde, yataktan kalkar kalkmaz en sevdiğim çoraplarımdan birini üşüyen ayaklarıma geçiriverecektim. Kokusu üstünde bir sütlü kahve hazırlayıp özenle sindire sindire içecek, perdelerimi bahçemdeki sonbahar yapraklarını görmek için daha bir merakla ve istekle açacaktım. Yapıyorum yine bunları ama pamuk tenli, mis kokulu, herdaim kıpır kıpır yerinde duramayan ev arkadaşım tarafından uyandırılıp, emzirme faslından sonra salona inerken onun için gerekli eşyaları yükleniyorum her güne başlarken. Çorabımı giymeyi bile unutuyorum çoğu zaman. Ya da elime geçene sarılıyorum.

Anlayacağınız bir başka kutluyorum artık baharın gelişini, üç kişilik ve de farklı bir keyifle. Şikayet eder gibi bir başlangıç oldu sanırım ama ilgisi yok aslında. Kızımız bizim hayatımız artık, her baharı birlikte karşılamanın hazzını yaşayacak olmanın heyecanı herşeyin üstünde. Sağlıkla!

Bu bahar da kuralı bozmadım, kışa hazırlık yaptım. Ama az az...

Bamya, enginar, barbunya ve kızımıza organiğinden domates püresi, bezelye, mürdüm eriği, yeşil fasulye. Hepsi usulünce dondurulup dolaptaki yerini aldı. Sarımsakları en son memleket-aile ziyaretimizde almış, saçlarını bir güzel örüp asmıştım bahçeye bakan penceremize. Ekim ayında bir ziyaret daha var kocamın kuzeninin evlilik töreni için.... o zaman da kayınpederimin arılarının bizim için hazırladığı :) baldan da aldık mı tamamdır.

Bir de annemin her sene hazırlayıp sonra bizlere de sürekli takviye yaptığı domates-biber karışımından bu sefer kendi hanemiz için yine organik pazardan aldıklarımızla hazırladık. Pek çok şekilde kullanılabiliyor bu karışım.

Posted by Picasa
Bayramdan önceki hafta Ankara'nın organik sebze*meyve vs. pazarındaydık. Bu seneki tarhanamız unundan yoğurduna organik ürünerden anneannemizin sihirli elleriyle hazırlandı. Annemin doyulmaz bir el lezzeti vardır, yemeklerinin yanında hazırladıkları da öyledir. Sevgisini, ilgisini ve özenini esirgemez. Sonuç da hiç şaşmaz, hep çok güzel lezzetler çıkar ortaya. İşte kızımın çorbasını bayıla bayıla içtiği tarhanamız da böyle hazırlandı. Tertemiz ve öyle lezzetli ki...

***
Sevgili sonbahar bu yaz seni çook özledik, iyi ki geldin, hoşgeldin!


15 Eylül 2010

Şeytanın kırık bacağı!

Henüz tam olarak yürüyemeyen bir bebekle tatil nasıl yapılırsa tam da öyle bir tatil oldu bizimki. Havayolu ile seyahat etmeyi tercih ettik ve bir kere daha gördük ki bebekle en makul olanı da buymuş. Giderken, ben nasıl etsem acaba, tam havalanırken emzireyim de sorun olmasın diye düşünürken.... pamuk kuzu vaktinden önce emip havalanırken çoktaaan uyumuştu bile. Bunda bir önceki gece geç yatmış olmasının katkısı var tabii. Gelirken ise uykusunu pek güzel almış ve enerjisinin doruğunda olan kuzucuğumuzu oyalamak zor olmadı. Ancak daha uzun bir yolculukta bu oyalama faslı bu kadar kolay atlatılabilir olmasa gerek.

Havaalanından teslim aldık kiraladığımız arabayı ve atıverdik içine kendimizi...Duru da kendisine tahsis edilen oto koltuğuna yerleşiverdi...

Fotoğraflardan da anlaşılacağı gibi tatilin en sefa içindeki şahsı pamuk kız olmakla beraber anne*baba da en azından mekan ve hava değişikliğinin tadını çıkarmaya çalıştı :).



Her günün sabahında kahvaltı keyfi ile açılış yaptık, sonrasında baba*kocam gazete eşliğinde güneşlenme ve deniz sefası yaptı... Aynı vakitlerde anne*kız en sevdiğimiz çay bahçesinde horoz-kaz-ördek-tavuk-cücük eşliğinde zamanı harcadık. Ben bol bol çay içtim, Duru da bol bol etrafındaki kendinden büyük çocuklara ve yukarıda adı geçen hayvanlara seslendi ''Gelin buraya!'' diye :)). Tabii o bunu kendince harflerle ve hecelerle ifade etti.

Gittiğimiz yer bir askeri kamp olunca herşey olabildiğince temiz ve düzenli idi. Kampın bilimum köşelerine yayılmış çoğu deniz manzaralı çay bahçeleri vardı. Hoş ben en çok deniz manzarası olmayanda vakit geçirdim. Hem çayı pek güzeldi hem de kızımın hayvanlar aleminden arkadaşları o bahçenin civarında yaşıyorlardı.Önceki senelerde rastgeldiğim tavşanları göremedik bu sefer. Uçamayanlarla arası iyi olan Duru kuşlara pek bir kızdı havadalar diye. Azarladı onları rastgeldikçe. Yeme-içmenin sadece içme kısmı tatminkar oldu. Yok yok biz gayet güzel yedik içtik de Duru sadece içti desem yeridir. Bunda dişlerin sırayla merhaba deyişleri, sıcak etkili oldu tabii. Ama emzirme konusunda yaşadığım tek sorun az yiyen kızımın çok emmek istemesiydi. Tüm kamp sakinleri annenin memeleri olduğunu biliyorlar artık! :P Tam gaz emdi hanımefendi.

Tatil boyunca yeme isteksizliği dışında hemen hiç sorun çıkarmadı. Çok beyaz oluşu korkuttu beni biraz ama kendisi için aldığımız kremini sürerken hiç olmadığı kadar keyifle kollarını, bacaklarını uzatışı mest etti beni. Arabasına oturmaya gelince her seferinde direnerek şansını denedi ama kuralları yıkmadık ve çoğu zaman her istediğinin her zaman olamayacağını yumuşak bir dille ve başka sözcüklerle anlattık ona. O yine de bıkmadan denedi. Uykusu da sorunsuz oldu. Gün içinde pusetinde uyudu, bazen odamıza gittik, duşumuzu alıp uyuduk ve dinlendik. Akşam da keyifli sohbetler arasında kestirdi pusetinde. Devamını da odamızda getirdi sorunsuz bir şekilde. Oksijen mi fazlaydı orada ne, buraya gelince yine geç yatmaya başladı cadı.

Kumla oynamak en büyük keyfi oldu, vücudumuzdaki ve yüzümüzdeki kumları temizlemek zor oldu ama gün içinde iki-üç defa duş alan kuzucuk kıvırcıklığı daha da bir belirginleşen saçlarıyla giyinip giyinip çıktı ortaya. Ter için aldığım havlu ve penye bezlerin çok faydasını gördüm. Bir de çokça kıyafet almanın zira günde birkaç kere üstünü değiştirmek gerekti.

Bir geceyi şehir merkezindeki büyük amcamı ziyaret, bir diğer günün sabahını da tarihi mekanları gezme ile geçirdik. Bir-iki alışveriş ve çevredeki en yakın şelaleyi de görerek, kampta yiyip içip Duru'yu taltif ederek geçirdik zamanımızı. Sevgilim çıkardı daha çok denizin tadını. Bense aşık olduğum adam, herşeyim pamuk kızım ve onlarla birlikte olmanın tarif edilemez hazzıyla geçirdim günlerimi. Kızıma daha bir hayran oldum ve ona sımsıkı sarıldım çokça.

Kağıt helva arası karadut ve limonlu dondurmanın tadını da unutamadım doğrusu. Gelirken bir kavanoz karadut reçeli getirmemim sebebi de budur.
Sonuç olarak şeytanın bacağını kırıp üç koca yıldan sonra dilediğimizce hem de üç kişilik bir tatil yapmayı başardık.

NOT: Tüm bunların yanında boğazımda ve yüreğimde öyle bir düğüm vardı ki.... anlatamıyorum. 

08 Eylül 2010

Nehir'e veda...



Tatildeyim, hiç tadım yok.
Boğazımda kocaman bir düğüm, nefes alamıyorum.
Her yalnız kaldığımda gözlerimden fışkırıyor yaşlar.
NEHİR, canım yavrum, ışıklar içinde yat!

28 Ağustos 2010

Gece yarısı, uyku arası...



Henüz pamuk kızıma gebeyken bir arkadaşım bana, artık blogunu anne- bebek bloguna çevirirsin demişti. O zamanlar bana pek de öyle olmayacakmış gibi gelmişti. Gerçi öyle de olmadı ama kızımızın hayatımızın başrolünü oynadığını düşünürsek blogumda bu kadar da yeri olması normaldir herhalde.

14. ay kontrolümüz yapıldı geçen hafta. Boyu 3 cm, kilosunda 500 gr artış olmuş kuzumun. Boyumuz uzunca :), hem boyumuz hem de kilomuz yaşıtlarımızın çook üstünde. Doktorumuz gelişiminden memnun. Son iki haftadır sanırım sıcak ve dişlerin etkisiyle sadece meyve yiyor, tarhana çorbası içiyordu. Bugün biraz kaşar peyniri yedi de çok mutlu oldum. Çok da güzel ana ve ara öğün düzenimiz vardı, et, balık, yumurta, peynir vs. pek de güzel yerdi. İki hafta aradan sonra yeniden düzene giriyoe muyuz nedir? Düşüncesi bile mutlu ediyor.  Emzirmeye gelince yine son hız devam. Bundan hiç şikayetim yok, hassasiyetle özen gösterdiğim bir konudur ama geceleri en az iki kere uyanmak zorluyor. Uykunun bölünmesi hiç uyumamaktan daha çok sersemletiyor insanı bence.

Bugünden itibaren tatile gidecek olmanın tatlı keyfi sarmaya başladı bizi. Kocam izne ayrıldı bile.  Birkaç gün sonra yolculuk var. Kızımın ilk deniz tatili olacak, ha bir de ilk uçak yolculuğu. 14 aylık bir çocukla beni neler bekliyor bu yolculukta bilmem ama belki kısa da olsa rahat bir yolculuk geçirmemiz için ufak tüyolarınız vardır beni mahrum etmeyeceğiniz.

Günler nasıl da hızla tükeniyor. Ben yine yazamıyorum, ancak birkaç blog arkadaşımı okuyorum.  Haftasonları zaten ayrı bir film. Nasıl geçtiğini ne kocam ne de ben anlıyoruz. Geçtiğimiz hafta da her zamanki gibi geçti, ev için rutin alışveriş, Duru'yu gezdirme, ev içinde çalışma vs. Merdivenler artık kızımız için tehlikeli olmaya başladı ve geçen haftasonu alışverişinde yapı-marketten aldığımız bebek güvenliği için üretilmiş olan kapıyı bir türlü monte edemedik vakit bulup da. Tatile çıkmadan o işi de halledeceğiz. Daha aldığım iki raf (mutfaktaki boş sütun duvarı için) ve de yine mutfak penceresinin stor perdesi var sırada. Aynı güne sığdırıp hem gürültüyü hem de tozu toprağı bir anda başımızdan savmak lazım. Böyle yazınca sanki bizim evde pislikler kendiliğinden yokoluveriyormuş gibi bir anlam çıkıyor. Yok efendim neredeee, bizzat kendimiz temizleyeceğiz.

Valizleri de hazırlamak gerek ki seyahatlerin en hazzetmediğim yönüdür. Belki de bu sefer kızımın rengarenk kıyafetlerinin ve oyuncaklarının vereceği enerjiyle daha bir çekilir olur, ne dersiniz?...


        

24 Ağustos 2010

İlla ki!


Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin...
Pencereni aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart, kızarmış ekmek kokusunu içine çek
Bak güzelim kahvaltının keyfine...

Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis, sana güzel gelsin aynadaki siluetin,
Evinden neşeyle çık, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık gün dile

Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,

Hattâ daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,

Ohhh şöyle bir hafifle

Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de

Hiç işin olmasa da öğle üzeri dışarı çık

Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hattâ üşü hava soğuksa

Yürü, yürürken sağa-sola bak, öylesine değil, görerek bak, çiçek görürsen kokla, köpek
görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al...

Sonra şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok darda iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?

Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?

Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara

Hatırlarını sor, öyle lâf olsun diye değil, kucaklar gibi sor...

Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak.

Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun.. Yemeğin ne olursa olsun, masanda

illâki kumaş örtü olsun...

Saklama tabakları bardakları misafire

Sizden âlâ misafir mi var bu dünyada

Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil, keyife keyif

katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının...

Gece evinde, dostların olsun

Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun...

Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?

Ama en önce ve illâ ki sağlık!


Can Yücel

NOT: Arada bir hatırlatırdım kendime, uzun zaman olmuş okumayalı. Geçenlerde rastgelince paylaşmak istedim.

29 Temmuz 2010

Tatilin adı mı geçti buralardan?

      
     
          Üç senedir tatil ama hani şu deniz-kum-dinlence üçlüsü tatil yapamıyoruz biz kocamla. Hep haklı nedenlerimiz vardı. Ama bu sene artık ruhumuzun da sağlığı için mekan değişikliğinde fayda var diye düşünerek sonunda bir karar verip, Eylül'ün ilk günleri için uçak biletlerimizi aldık. Kendimden çok pamuk kızımızın denizi gördüğünde vereceği tepkiyi merak ediyorum. Aslında sırf onun bedensel sağlığı için geç bir tarihi tercih ettik. Hayatımıza renk katalım derken kızımıza rahatsızlık vermeden bunu nasıl yapabiliriz onu düşündük. Temmuz ve Ağustos çok sıcak ve kalabalık dönemler hepimizin bildiği üzere. Bakalım üç kişi çıkacağımız ilk tatilde ne filmler çevireceğiz bunu da hep beraber göreceğiz. 

          Önceki hafta Çarşamba günü Kırşehir'de duruşmam olması nedeniyle yakınlığını da fırsat bilip daha önceki duruşmada yaptığımız gibi kocamın memleketine ailesini ziyarete gittik. Turistik ve de şeker bir İç Anadolu ilçesi... Önce duruşma sonra Kırşehir'de yaşayan halamı ziyaret ve de sonunda kısa bir yolculuk sonrası kızımın babannesi ve dedesine kavuşması. Çok mutlu oldular tabii. Onlar torunlarını görünce biz pabuçlarımızı damdam topluyoruz ya neyse. Ben de kızımın çocuğunu görsem mest olurum herhalde.

           Kocaman müstakil bir ev, babannesi halılarını bile yıkatmış torunu rahat rahat emeklesin, gezsin diye ki bizimki kaçırır mı; uzun bir keşfe çıktı evin içinde. Bahçeyi de ekmişler, kabak, patlıcan, domates, salatalık, biber ve günebakanlar arasında kaybettik kendimizi. Herşeyin doğalı nasıl da tatlı nasıl da tadılası. Bahçeden bulduğum ilk fırsatta fotoğrafını çektiğim birkaç detayı da aralara serpiştirdim. Kızımız da bol bol salatalık kemirdi. Balkonda her daim hazır bekleyen dede radyosundan yükselen müzikte dans etti pek bir isteyerek ve de kıvrak hareketlerle :). Sıcak hava bunalttı ama şişme havuzunda serinledi, rahatladı kuzucuk keyifle.



          

          O hafta Pazar öğleden önce Ankara'daydık. Getirdiğim kabakları ertesi gün pişirdim, tadına doyum olmadı. Bol bol şöyle kocaman dişli sarımsaklar aldım. Tüketmeyi asla ihmal etmediğimiz birşeydir sarımsak. Hele ki patlıcanlar... Salatasını yaptım nefis oldular. Geçtiğimiz Pazar günü misafirimiz olan kocamın yakın arkadaşı ve ailesi ile bahçemizde yaptığımız mangal keyfinde közlendiler birkaçı da...Kalanlarla da imam bayıldı yapacağım kızım fırsat verirse.

          Hala blog arkadaşlarımı ve de yeni keşfettiğim blogları okumaya bir türlü fırsat bulamıyorum. Gelip klavyeye yapışıyor minik parmaklar. Sanırsınız kırk yıllık on parmak yazar bu minik eller. Öyle güzel taklit ediyor ki her seferinde etkileniyorum. Kısacası kitap, gazete, blog yazıları vs. okumaya açım desem daha doğru olur. Kızıma okuduğum masallar ve de resimli kitapları saymıyorum tabii :). Kitap sayfalarını çevirişi ise bir başka alem. Çok büyüdü ve hızla büyümeye devam ediyor. Unutmadan yola çıkmadan önce 1 yaş kontrolümüz  de yapıldı, boy yaşının üst sınırını aşmış, kilo da üst sınırda. Herşey yolundaymış, doktor izinliydi göz kontrolünü yaptıramadık. Kan alınırken gerildi tabii, iki tüp kan alınana kadar ağladı ama neyseki hemşire bir seferde damara girdi de kızımın daha fazla üzülüp canı yanmadı. Babası da ben de yanındaydık. O ağlayan ve de ne olduğunu anlamaz şekilde yardım uman minik gözlere bakmak... dayanmak çok zor oldu...

         Dün Ulus'a vergi dairesine ve ardından da adliyeye gittim. Adliye koridorlarında koştururken bir ara ayaklarımı hissetmiyordum. Ne sıcak bir gündü, eve zor attım kendimi. Kızımı emzirdikten sonra annemin varlığından istifade sızıvermişim koltuğa....

...Durun bakayım, bu yazıya da son verme vakti geldi. Elimdeki görüntülü bebek telsizi gösteriyor ki; Duru uyandı ve hem bana ufak ufak sesleniyor hem de yatağının kenar bölmesinde ne varsa teker  teker yere atıyor. Bana daha fazla iş çıkmadan yol alayım üst kata doğru. Maratona devam!


06 Temmuz 2010

Kızımız 1 Yaşında!



İyi ki doğdun Duru'cuğum, baban da ben de seni çook seviyoruz!
                                      
                                             ****

Pamuk kızımız artık 2. yaşından günler alırken 1. yaşgününden ufak bir not :

"Evde başlayıp bahçede çardak altında sonlanan tatlı bir kutlama oldu bizimki, bol bol fotoğraf çektirme, gülen yüzler, şen kahkahalar ve de kızımızın sağlıkla büyüyor olmasının verdiği keyif."

25 Haziran 2010

Havuçlu Kek ve 1. Yaşın Gelişi






Fotoğrafı daha dumanı üzerindeyken çekmek zorunda kaldığımdan dilediğim sonucu alamadım. Dolayısıyla  fotoğraf bu muhteşem keki yeterince yansıtmıyor diyebilirim. Benim fikrimce hemen hemen tüm kekler bir gün sonra tam da lezzetlerini bulmuş oluyorlar. Uzun zamandır yapmamıştım havuçlu kek. Bu tadına doyulmaz keki eski tarif defterimden buldum. Belli ki yeni evlendiğim sıralarda yani yaklaşık 9 sene önce not etmişim bu tarifi. Birkaç ufak değişiklik yaptım ama tarife ana hatlarıyla sadık kaldım. Havuçlu kek sevenler bu tarifi denedikten sonra daha bir seveceklerdir diye düşünüyorum. Islak kek gibi. Neden daha önce denememişim dedirtti bana.

Malzemeler:

3 yumurta
1.25 su bardağı toz şeker
1 su bardağı sıvıyağ
3 su bardağı rendelenmiş havuç
 iri dövülmüş ceviz (ben 1 su bardağı koydum, siz kendi keyfinize göre miktarını ayarlayın)
1.5 su bardağı un
2 tatlı kaşığı tarçın
1 çay kaşığı karbonat
1 paket kabartma tozu
1 çay kaşığı tuz
1 paket vanilya

Yumurtaları ve şekeri çırpın. Sıvıyağı ekleyin tekrar çırpın.
Kuru malzemelerin hepsini bir başka kapta karıştırın.
Sıvı karışıma kuru karışımı ekledikten sonra fazla olmamak kaydıyla çırpın.
Havuç ve cevizi de ekledikten sonra tahta kaşıkla karıştırın.
Ben kilitli kek kalıbı kullandım. Kürdan deneyini herkes bilir. Benim fırınımda 180 derecede ve 45-50 dakikada pişti.

***************

Zaman akıp giderken kzıımız da 1 yaşını bitirmek üzere. Bize yaşattığı mutluluk tarif edilemez ama yaşgününe çok az kala yaptıklarını yazayım dedim.



* Işık hızıyla emekliyor ve eğer yolunun üzerinde oyuncakları varsa hiç pozisyonunu bozmadan bu engelleri sırayla ellerine alıp yanlara fırlata fırlata yolunda ilerliyor. Öyle komik oluyor ki bunu yaparken.

* Koltuk kenarlarına tutunup hızla ayağa kalkıyor ve yan yan adımlar atarak gideceği yere ulaşıyor. Ama hala kendi başına yani desteksiz ayakta dengede duramıyor ve yürüyemiyor.

* Birşeyler yerken kaşığı kendi eline alıp kaseden yemek alıyor ve ağzına götürüyor. Anlayamadığım hecelerle kaşığı bir kendi ağzına bir de benim ağzıma uzatıyor. Paylaşımcı kızım benim.

* Tüm yeni tatlara açık, yediğimiz her meyvenin tadına bakmak için çok hevesli. Karpuza ve salçasız ama domatesli, bulgurlu ve de tuzsuz :) kabak yemeğine bayılıyor.

* Gidilmemesi gereken bir yere doğru emeklerken seslendiğimizde kikirdeyerek daha bir hızlanıyor hedefe doğru.

* Annii ve bababa şeklinde kelimeler çıkıyor ağzından. Bir de dedede.. Geçtiğimiz haftalardan birinde bir sabah oturduğumuz odadaki babasının fotoğrafına bakıp ellerini uzattı ve gülümsedi. Birkaç gün sonra fotoğrafı gösterip babba dedi. Bir daha söylemedi ama ne zaman baba nerede diye sorsam o fotoğrafa bakıyor ve gülüyor.

* Ayakları çıplakken her ne kadar beceremese de çoraplarını ayağına giymeye çalışıyor.

* Birini uğurladığımızda el sallıyor, bye-bye yapıyor ve kapıyı kapatmama müsade etmiyor. Kapının kenarından tutunuyor ve bırakmak istemiyor. Dışarı çıkacağımız zaman heyecanlanıyor ve kahkaha atarak belli ediyor bu heyecanını ve mutluluğunu.

* Şapka düşmanı, kafasından atıveriyor hemen. Ayakları terlediğinde de ayakkabılarını çıkarıyor.

* En çok sesil-öğretici oyuncağı kurabiye kavanozu ile oynadı bugüne kadar. Oyuncaklara pek de ilgi göstermiyor ama balonlar onu heyecanlandırıyor. Bir de kitaplar...

* Uykuya hala kendi kendimize dalamıyoruz. Ancak emerken... Geceleri de en az iki defa kalkıyoruz ve ne mutlu ki hala son hız emiyoruz.

* Anneanneye ve tabii ki babaya çook düşkünüz. Onlar gelince hemen kollarını uzatıyor ve sarılmak istiyor. Bunu başkasına asla yapmıyor.

* Güleryüzlü ve neşeli bir çocuk benim pamuk kızım. Gözleri hep anlamlı bakan, hareketli ve akıllı. 

Not: Doğumgününden notlar birdahaki yazıda...




19 Haziran 2010

Her Telden


Önceki hafta tam da bahçemizde oturma ve de keyif yapma sezonunu açmıştık ki Ankara'da bir yağmur bir yağmur; nasıl emdi toprak o kadar suyu bilmem. Bahçede tohumdan yetiştirdiğim çiçekler bu yağmurlar sonrası iyice boy atıp tomurcuklandılar. Bakalım ne renk açacaklar. Eğreti çardağımızın çıplaklığını kapatan, annemin yapraklarından seçerek yaprak sarması pişirdiği asmamızın altında hem kahvaltı hem de akşam yemeği ve hatta en keyiflisi akşamüstü çayı içmek zorunlu hale gelir oldu. Zira sıcaklar pek bir bastıracak gibi. Ha bu arada 2007 yılındaki susuzluk hatırlanınca yağmurlardan hiç şikayetim olmadığını da bildirerek yanlış anlamalara mahal vermeyeyim.

Kocam Pazar akşamı yola çıktı, yine iş gezisi ve yine uzak. Endonezya! Hem evde yanlız kalmayayım diye hem de kızımla gece gündüz kendim ilgilenip yorgun düşeceğimden destek olmak için canım annem yanımdaydı kocamın olmadığı dört gün boyunca. Üç katlı evin birikmiş işlerinin ucundan da tuttu tabii. Birikmiş çamaşır, temizlik vs. ne varsa tükettik anne kız nöbetleşe. Salonun perdelerini yıkayıp astığımda farkettim aslında ne kadar da kirlenmiş olduğunu. Pazartesi, Salı böyle geçip gitti... Çarşamba babam geldi sarı kuşum (birtanecik yeğenim Yiğitalp) ile. Bu arada annem Yiğitalp'e bakıyor ve benim yanımda kalbilsin diye haftanın ilk iki günü izinli olan annesi Çarşamba günü de babam-dedesi ilgilendi onunla. Kahvaltı sonrası kuzenini görmek isteyen sarı kuş dedesini ikna edip (kendisi  26 aylık) düşürmüş yollara.

Pamuk kızım uyuduğundan önce hemen karşıdaki parkta oynadılar. Sonrasında boyunun bilmem kaç katı olan fırça ile bahçemi güzelce süpüren sarı kuş arada bir de gelip kuzenini kontrol etmeyi unutmadı görüntülü bebek telsizinden. Bu telsiz bizim kurtarıcımız oldu. Ev bahçeli ve de çok katlı olunca , kızımız da üst katta uyuduğundan  o doğduktan hemen sonra Amerika'ya kısa süreli gitmiş olan bir arkadaşımıza sipariş etmiştik. Sağolsun istediğimizi almıştı hem de buradakilerin yarı fiyatına. Şu ana kadar o kadar faydasını gördüm ki, olmasa ne yapardım bilemiyorum. Kuzeni uyanınca yanaklarına öpücük kondurdu tatlı kuşum ve dedesi ile çardak altında kirazları hüpletip uyku saatinde evde olabilmek için gittiler. Fazla uzakta değil evleri. Dedesine şarkı-türkü söylettirip uyumuş yormadan.

Bu arada sabah kızımın kahvaltısı, yeğenimin gelişi falan derken haberlere göz atamayan ben sarı kuşun annesinin telefonuyla bir sarsıldım ki sormayın. Endonezya'da deprem olmuştu ve benim sevgili(koca)m hala oradaydı! Hızla kendime geldim, önce haberi teyit ettim sonra hemen telefon ettim. O da hemen açtı telefonu, iyiydi, deprem uzak bir bölgede olmuştu. İnsanın kafasından nasıl da saniyeler içinde akıp geçiyor olabilecekler hayret.

Akşamüstleri, kızım uyurken bahçede oturduk annemle. Anne-kız kikirdedik biraz :). 

Kızım öyle şanslı ki anneannesinden ve de dedesinden yana...

Perşembe sabahı erkenden Yiğitalp'e bakmak üzere çıkmıştı annem. Ben uyanınca bir daha uyuyamadım ve hala içimde tuhaf bir endişe ile bekledim kocamın dönmesini. Neyse ki sağlıkla kavuştuk.

Kısa süreli bir çay keyfi yaptık üçümüz. Baba-kız kucaklaştılar, koklaştılar, aynı zamanlarda uyudular, dinlendiler. Yolculuğun haddinden fazla uzun olması, orada havanın sıcak ve de nemli oluşu , bir de üstüne durup durup yağan yağmur ki kocam hiç katlanamaz böyle havalara çok yormuştu kendisini. New Orleans'ta kaldığımız 2 yıl boyunca her gün havaya bilimum sayıştıran adam şimdi 4 günde havayla nasıl bir iletişim kurmuştur bilmem.... yok aslında bilirim de orası sansüre tabi.

         Kızımda şeker gibi bir uykuda şimdi. Elimde onu uyuduğu her vakit takibe aldığım görüntülü telsizi, dizimde netbook'um, yanıbaşımdaki sehpada çayım amaaan rüyada mıyım ne, yok böyle bir şey kesinlikle hayal alemindeyim ben. Neden böyle yazdığımı çocukları 1 yaş civarında olan bir de üstüne emziren anneler anlayacaktır. Ya da o dönemlerden geçmiş olanlarınız... Pamuk kızımın 1. yaş partisi bir sonraki Pazar ve ben hem heyecanlıyım hem de ne yapmalıyım diye düşünüp duruyorum. Büyüyor hem de hızla, hiçbir gün bir diğerinin aynısı olmuyor, hemen hergün ufak da olsa farklı birşey yapıyor ve bizi daha da hayata bağlıyor . Bir forumda okumuştum henüz gebeyken; babalardan birisi : " Kızım doğduktan sonra kaldırımın taaa iç kısmından yürümeye başladım. " diye yazmıştı. Çok doğru! Bir zaman yolun kenarında dahi yürüme cesaretini gösterirken anne-baba olunca sadece kendimiz için değil onların geleceği için de yaşıyoruz ve yaşarken de her detaya dikkat ediyoruz. İşte bana yaşama sevinci aşılayan kızım da madalyonun bu yüzünü bir kenara bırakırsak, pek bir bana bağımlı olmaya başladı bu ara. Okuyorum tamam belli yaş dönemlerinde olağan gelişmeler var anne-bebek için ama annenin de yani benim de sabrım sınanıyor yahu... Eskiden gece uyandığında babası onu tekrar uyutabilirdi şimdi kesinlikle beni istiyor. Emiyor emiyor ama birtürlü sonu gelmiyor, bırakmıyor memeyi, öyle uyusa sabaha kadar bana mısın demeyecek. Bunda dişler de etkili galiba. Çünkü hala 10. ayın başında kendilerini göstermiş olan alt ön dişlerimiz dışında dişimiz çıkmadı. Sanırım hepsi artarda çıkmak üzere yoldalar. Gündüzleri de aynı odada bile onunla ilgilenmemi istiyor, bol aktivite, kucaklaşma, emzirme, peşinden koşturmaca.... az uyku ve dinlenme.

Cumartesi... en azından akşam kızımla ve kocamla doyasıya gezip dolaşmak istiyorum zira adliye ve dosyalar- ev işi- kızımın rutin bakımı- bıkkınlık zinciri boğdu beni.

Not: Bir de havuçlu kek yapmışım kii tarifi bir sonraki yazıda. Havuçlu kek sevenleri bu muhteşem tattan uzun süre mahrum bırakmak istemem.

03 Haziran 2010

Pancar Turşusu: Kırmızı pancarın bizim evdeki hali.





Siz pancarı ne sıklıkla alırsınız? Bizim evimize pek girmez. Geçtiğimiz haftalarda kocam market alışverişi sırasında atıvermiş sepete. Kasada farkedince sordum nasıl tüketeceğimizi kendisine. Sen araştırır yaparsın dedi. Buyurun bakalım. Dolapta nerdeyse 1 haftayı geçkin bekleyen pancarlarla kısıtlı zamanda yaptığım araştırma sonucunda turşu yapmaya karar verdim. Oldukça kolay uygulanabilir bir yapılışı var. Yanlız dışında toprak kalıntıları bulunan pancarları kabuğunu soymadan haşladığımızdan ve bu haşlama suyunu tekrar kullanacağımızdan,  dışını bir fırça yardımıyla çok güzel yıkamak gerekiyor. Bu işin en zevkli kısmına gelince. Ben en çok bu muhteşem renkteki sebzeyi fotoğraflamaktan keyif aldım. Doğanın, doğalın zenginliği ve güzelliği karşısında bir kere daha eğiliyorum.



Malzemeler:

5 pancar(orta büyüklükte)
1 çay bardağı sirke
4-5 diş sarımsak
1 çay kaşığı tuz

Pancarları yukarıda bahsettiğim gibi iyice yıkayıp düdüklü tencereye koydum ve üzerini geçecek kadar su ekledim. Yaklaşık 20 dakika kadar piştiler. Pişince düdüklüden çıkartıp kabuklarını soydum. Bu işlemi yaparken musluğu açık tutup akan suyun altında soymanızı öneririm, çok pratik oluyor.Pancarları dilimledim ve büyük boy, ağzı geniş bir cam kavanoza doldurdum. Haşladığım suyu da üzerine ekledikten sonra, sirkeyi, tuzu ve doğramış olduğum sarımsakları da ilave edip kavanozun kapağını kapattım. Kavanozu buzdolabına kaldırdım. Ertesi günden itibaren tüketilmeye hazır, rengiyle hayran bırakan bir turşumuz oldu.

NOT:Kocam emrivaki aldığı pancarların bu turşu halinden hergün akşam yemeklerinde 1 dilim yiyor, beğendi demek ki...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails